orhan veli kanık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
orhan veli kanık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2014 Cumartesi

SOYADI; SENDEN ANLAT BEN YORGUNUM


kendimden anlatmak istemiyorum
halim yok bu gece
seni konuşalım dinleyeyim
gürültüsü az olsun
biraz aşk biraz heyecan olsun içinde
yanlızlık deme
zemheri de olmasın günlerden
güneş olsun içinde cümlelerinin
turuncu olsun sarı olsun kırmızı olsun
dore olsun lame olsun umut olsun
umut çıtlatalım dolsun kültablası taşsın
içime konuşayım dinlerken seni
kavga edeyim zemheriyle
kar yağışından kapanmış olsun yolları
gözyaşlarımın
git desem birgün gidecekmisin diyeyim
gözbebeklerimin tam içine baksın
gerçekten bunu mu istiyorsun desin
desin bir kere - cevabını veremeyeyim
yalan söylersem ağzıma biber sürsün matruşkalar - içiçe çıkarak
o sırada açılsın karla kaplanan yollar , yola çıksın damlalar
sen , anlattıkların için say her birini
ağlama de
neler unutulmadı ki balık pulları işlediğimiz hafızamızda
ve dökülmedi mi o pullar işlediğimiz kumaşlarda
benim için ağlama de bir daha ,
oysa benim bir yanım Hiroşima
dışıma vurmuyor parçalanmış atomlar
içimde pasifikte bir savaş "little boy" habire vurmakta
bu nedenle anlatamıyorum kendimden
konuşursam kör edecek yeşil fosforlu harfler
devam et sen
halim yok bu gece
(sanki bütün çamaşırlarını yıkadım ütüledim İstanbul'un
öylesine bir yorgunluk hali)
seni konuşalım
sen anlat dinleyeyim
köpeğini anlat
burcun ne diyor bu hafta
yaz tatilinde nereye gideceksin
içimde kavga kıyamet
en hırçın ben , gidenleri dövmekte
avaz avaz herkes gitti - sen de git
özgür bırak - ki büyüyeyim -
bıktım böyle hep gidenleri beklemekten
yüzüğünü çıkarttığını hatırlıyorum
-büyük harf peki -
en gerçek yanlızlık insanın kendini terketmesi
sensiz ne yapılır hiç denemedim ben
çay istermisin ya da kahve , tatil planını anlatman bitince
ben çocukluğumdan bir parça isteyeyim ,
içi çukulatalı ,üzerinde tavşan ve çiçek şekerlemeler olan
var mı sen de ?
Farketmiyor artık yanında Çay ya da Kahve
arkandan seyredeyim seni
ne güzel hiçbirşeyin farkında değil
içerden gelen sesini izlerken-kaç şeker-
içimde birkaç parça eşya bavulunun sesi
gönderdiğim son kişisin sen
yanlızlığa mahkum edileceğim
elinde çay fincanları anlata anlata gelirken
derin bir uyku halindeyim
uyanmak istemediğim
gerçek nerde biter masal nerde başlar
masalların bittiği yerde mi
gerçekler ortaya çıkar
içim GİTME yalvarışlarında
sen de gidersen ölecek son kahramanım
hayattımı ellerine bıraktığım ...  
kalkıyorum çay bitince
öpüşüyoruz görüşürüz yarın
belki diyor içim - seni öperken
belki de gelemem ben
bu gece yaşamaktan vazgeçersem
tamam görüşürüz diyorum iyi geceler
iyi geceler allah rahatlık versin
tüm masallar ve kahramanlar
hepinize iyi uykular ...

26.01.2014
senden anlat ben yorgunum
 nAifce















22 Temmuz 2013 Pazartesi

İSTANBUL'U ÖZLEYİNCE ATAOL BEHRAMOĞLU

Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Çocukmuşum gibi aynanın önünde
Yüzümü saçlarımı okşuyorum

Kadıköyden herhangi bir deniz
Tenha bir tramvay Şişliden
Samatyadan belki Sultanahmetten
İncir ağaçları anımsıyorum

Göğsüme bir İstanbul çiziyorum
Başparmağımla, kelebek biçiminde
Biraz umutsuzum, biraz yorgun işte
En çok gözlerimi seviyorum

Ataol BEHRAMOĞLU


İstanbul'a dönüş yolundayız ve tatilde çok özlemişim bu güzel şehri . Ataol BEHRAMOĞLU kadar çok seviyorum ve göğsüme çiziyorum İstanbul'u ben de ...




3 Temmuz 2013 Çarşamba

SOYADI ; HER VAZGEÇEMEDİĞİM GÜN İÇİN

                   HER VAZGEÇMEDİĞİM GÜN İÇİN , TEŞEKKÜR EDERİM ...

Geçmişten kalan bir koku doldu pencereyi açınca bahar kokusu yerine , kokular geçmişi hatırlatır çoğu kez ve çocuklukta hafızanıza kaydettiğiniz kokular , hep keskin başlangıçlar veya bitişleri yaşatır yeniden ve yeniden , büyüdüğünüzde ... Odaya dolan koku da bunu yaşattı geçmişe döndürdü beni , artık çok eskide kalan geçmişime ... 
Çocukluğumdan kalan en keskin koku , sonbaharda yakılan kuru yaprak kokusudur ...Kendine has hüznü yetmezmiş gibi , bir de koku ile bunu taçlandırır Sonbahar ... Bu yüzden en travmatik mevsimdir mevsimlerin içinde ... Zaten yaz bitmiştir , yaz aşkları ayrılmıştır ilk rüzgarlı havada , esintiye karşı duramayarak , hava erken kararmaya başlar , bir de okullar açılır üstüne üstlük ...
"Sonbahar , kuru yaprak ve çok yorgun uzak bir sokak " doldu pencereden içeriye ... İkimizde küçüktük ama ben daha küçüktüm bu hikayede ... İstanbul'a yeni taşınmıştık , 11 yaşındaydım sen de 17 ... Ben ortaokula başlıyordum , sen Eskişehir' de Üniversiteye ... Babamız 2 yıl önce bir yeni yıl günü kalp krizi geçirmişti ... Ben dönecek diye bekliyordum ... Sen biliyordun dönmeyeceğini ... Okulların açıldığı ilk hafta servis ayarlayana kadar annem , sen beni alacaktın okuldan ... Sonraki hafta da senin okulun açılacağı için Eskişehir'e gidecektin ... Ayrılacaktık...
11 yaşın taşıması zor değişimleri vardı hayatımda babam eve gelmiyordu , annem yeni bir ev almış ve babamın kokusunu bildiğim geçmişteki tüm eşyaları da satarak veya etraftaki ihtiyaç sahiplerine dağıtarak , İstanbul'a , hem de Suadiye'ye taşınmıştık ... Yeni bir okula başlıyordum ve sen de yeni bir okula başlıyordun . Sen yeni bir okula başlamak için ayrılıyordum yanımızdan ... Korkuyordum tüm bu değişimlerden , hem de beni bırakıp gitmenden ...
Okulun üçüncü günüydü , Çarşamba günü , son ders zili çaldıktan sonra çıktım sınıftan , hava kararmaya yüz tutmuştu ... Merdivenlerden inerken başıma geleceklerden habersiz , okulu tanımaya çalışan gözlerle bakıyordum etrafa , sınıf kapılarına , çocukların çıkmasını bekleyen Hocalara ... Okulun bahçesine çıktığımda yol bitmek bilmedi bir türlü ... Hayatımda gördüğüm en büyük Okul bahçesiydi , kendimi daha da ufak hissettirdi bu büyüklük ...
Herşey ve herkes ürkütücü geliyordu , korkan ve sorgulayan halim ile süzüyordum kocaman demir kapının ardındakileri ... Çünkü , çok küçük bir çevreden İstanbul'un en zilli muhitlerinden birine gelmiştim ... Çekiniyordum ve ifade edemiyordum kendimi ... Kapının dışında gözlerim seni aradı . Kiminin annesi , kiminin babası bekliyordu çocuğunu . Kimi bıçkın , birine ihtiyaç duymadan , kendinden emin adımlarla yürümeye başlamıştı bile evine doğru ... Bense adresimizi bile bilmiyordum , 1975 yılının en teknolojik halinde bile telefon en iyi ihtimalle bir kaç yılda bağlanıyordu evlere , yani , aratabileceğim bir telefon da yoktu ... Ne yapacağımı bilmeden beklemeye başladım , hava gittide kararıyordu , önce yaşlar birikmeye başladı gözlerimde ...Gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum , şaşkın ördek yavrularından bile daha beterdi durumum ... Artık yaşları biriktirmeye değil , harcamaya başladım hıçkıra hıçkıra ... Çok uzun bir zaman geçmişti benim için , yüzyıl kadar hem de ... O zamanlar daha duyarlıydı komşu teyzeler !
Sesime ses veren biri oldu ...
- Emel , bak bir arkadaş ağlıyor kızım , sen tanıyormusun diyerek , yanıma yaklaştılar , göz ucuyla izliyordum hareketlerini ...
Komşu teyze :
- Kızım , neden ağlıyorsun , ağlama bakayım ... dedi
- Hıçkırıklarla ağlamaya devam ettim , omuzlarımı silkerek ... Annemin anlattığı bazı masallarda kötü cadılar çocukları kandırmak için kıpkırmızı elmalar veriyorlardı , ya da çukulata ve şekerden yapılmış evlerine götürüyorlardı ... Annem , Suadiye'ye taşınırken sıkı sıkı tembih vermişti bana ... Asla tanımadığın kişilerle konuşma ve verdikleri hiçbirşeyi alma ... Yine de başımı kaldırdım , ağlama diyen Cadıyı görmek istedim ... Birden içim rahatladı , yanındaki küçük Kızı bugün okulda görmüştüm ... Bu iyi birşeydi , bu şehirde tanıdığım  biri vardı işte ...
- Ağlama güzel kızım , ne oldu , bir şey mi kaybettin ? diye sordu komşu teyze yine büyük bir sevecenlikle ...
Bir kez daha omuzlarımı silktim , cevap vermek yerine - aslında için için anlatmak istiyordum derdimi derman olur diye ... 
-  Her Anne gibi o da sabırla sormaya devam etti Allahtan ... Biri mi üzdü seni ?
Hayır dedim ... Ablam beni almaya gelmedi ...  
- Anladım dedi , biz bırakırız seni evine hem Annenle de tanışırız dedi ...
- Buraya yeni taşındığımızı söyledim ve evi bulamayacağımı ekledim utana sıkıla , ablam gelene kadar beklerim dedim bitirme cümlesi olarak ...  
Komşu Teyzenin yanındaki Kız , kısacık sapsarı saçları ve kocaman erik gibi ama , masmavi gözleri ile bana bakarak :
- Ben Emel dedi , senin adın ne ? Adımı söyledim ...
Kaçıncı sınıftasın diye sordu , kendisi Orta 2'deymiş ... Ben bu yıl başladım dedim ...
Artık Hava tamamen kararmıştı ve akşam esintisi çıkmıştı , insanın içini ürperten ... 
Ağlamayı kesmiştim , Emel'le Annesi de benimle birlikte beklemeye başladılar , Seni ...
Emel'in annesine , evin , tren yolunun diğer tarafında olduğunu söyleyebiliyordum ancak ... Bağdat Caddesine yakın oturduğumuzu ve Bağdat Caddesinden sokağımıza girerken , sokağımızın başında eski ve çalışmayan bir Çeşme olduğunu tarifleyebildim ...
Yürüyelim mi tren yolundan aşağıya diye sordu Emel'in Annesi ...
Yine çekindim ve korktum ... Hayır , ben burada beklemek istiyorum ... Seni çok bekledim o gün ...
Onlar da bekledi ...
Etrafta artık tek tük insanlar görülüyordu onlar da hızlıca evlerine doğru gidiyorlardı ...
Ben yine ağlamaya başlamıştım ki ...
Emel'in Annesi , uzaktan birileri var gelen koştura koştura , Onlar olmasın kızım bak dedi ...
Gözlerimi sildim ellerimle , tanımaya çalıştım uzaktan gelenleri ...
Evet sen geliyordun , yanında Nükhet ... Başınızda kavak yelleri ile birlikte ...
Aslında dargındım sana , beni unuttuğun için , ama , seni gördüğüm an , hayata alıştım tekrardan ... Her zorluğun üstesinden gelebilirdim artık ... Hayatta en güvendiğim 2. kişiye kavuşmuştum nede olsa ... Bu Dünya yine de güvenilebilir bir yerdi ...
Nefes nefeseydin ... Sen de ağlıyordun ... Sen de korkmuştun ... Çünkü , sana emanet edilen birini unutmuştun , arkadaşlarına dalıp ...
Emel'in annesini görünce daha da mahçup bir şekilde , geç kaldık diye gevelemeye başladın ...
Emel'in annesi deneyimli bir İstanbul'lu olarak , Kızım , adresi öğretin ilkönce dedi ... Çok korktu çocukcağız diye devam etti , Allahtan Emel tanıdık geldi , bize anlattı derdini ...
Sen , çok teşekkür ettin , Nükhet'le elimden tuttunuz , yürümeye başladık eve doğru ... Gittiğimiz yolu ezberlemeye çalıştım , bir daha bu durumda kalmak istemediğim için ... Bir yandan sana beni neden unuttun diye soruyordum avaz avaza ... Seni anneme şikayet edeceğim diyerek bir yandan da hıncımı almaya çalışıyordum ...
Korkarak çaldın evin kapısını , annem ağlamaklı suratla açtı kapıyı ve bağırmaya başladı nerde kaldınız diye , sorumsuzluğumuzdan girdi , başımıza buyruk olduğumuzdan , başımıza neler gelebileceğini sıralamaya başladı ardından , taa ki Nükhet'i görene kadar ... Nükhet'i görünce kızgınlığını yatıştırmaya çalışarak sordu tekrar neden geç kaldınız ?
- Coğrafya hocası defter istedi 5 ortalı ve çizgisiz ... Onu almak için Kırtasiye aradık dedim ... Seni kurtarmak için ... Arkadaşının yanında incinme diye ...
İnanmasa da inandı göründü annem ...
Nükhet , Hoşgeldin kızım dedi ...
Nükhet o gece bizde kaldı ... Beni almadınız yanınıza ... Gizli gizli konuştunuz , güldünüz , ben uyurken hala gülme sesiniz geliyordu yan odadan ...
O gün neden beni unuttunuz , hala bilmiyorum , neydi aklınızı başınızdan alan , küçük bir kızın hayatında büyük bir iz bırakacak kadar güzel bir gün yaşamışsınızdır umarım ...
Sonbaharda yakılan kuru yaprak kokusu o gün okul çıkışındaki korkuyu yaşatıyor bana , her Sonbahar'da , yeni baştan ... Ne tuhaf KOKU - KORKU nun R siz hali ...

Artık , ikimiz de büyüdük ... Sen benden daha büyük olabilirdin 6 yaş kadar ... Ama , ben senden yaklaşık 20 yaş daha büyüğüm bu yıl ...
20 yıldır bekliyorum seni , o akşamüstü Okulun kapısında beklediğim kadar büyük bir Yakarışla ...
Her sabah uyandığımda - önce seni düşünüyorum ... Seni düşünmekten vazgeçmediğim hergün için teşekkür ediyorum sana ve hayata ...

Not :  Emel ve Annesi ile arkadaş oldum ... Babası Askerdi ... 2 Yıl sonra Amasya'ya tayini çıktı , gittiler ... Yıllarca sonra bir gün Kitapçıda gözlerinin mavisi çekti beni yine ... Emel dedim , çekine çekine ... Evet dedi , sarıldık , sımsıkı ... "Sen varsan kaybolmazdım ben "... Yanında , küçücük sapsarı bir kız , gözleri Emel'den ...
Lise sonu Erzurum'da okumuş , bitirince de evlenmiş , kızı 4 yaşında ... Babasını , kızı doğmadan hemen önce kaybetmiş ve geçen yıl Annesini ... Emel'in Annesi ... İstanbul'da hayatıma giren ilk Komşu Teyze ... Küçük bir kıza , bazı insanların iyi olabileceğini öğreten ilk Yabancı ... Çocuğu ile kıyaslamayan tanıdığım ilk Anne ...
Dalmışım , Emel'in sesi ile döndüm hayatın ortasına ... Seni soruyordu Emel , beklediği cevapları alacağını zannederek ... Kaybettim dedim , birgün yolumu bulmaya çalışırken onu kaybettim ... Şimdi , kızı var , hayatıma kendisinin yerine bıraktığı ...
Bir de " Sonbahar , kuru yaprak ve çok yorgun , uzak bir Sokak "
Emel'in gözleri doldu ... Ağlama dedim , tıpkı Emel'in annesinin bana dediği gibi , Ağlama ... Bir gün buluşacağız nasıl olsa , bu defa o beni bekliyor olacak , küçük bir çocuğun sabırsızlığıyla ...

Bu şiir bu duygular altında yazılmıştır ... 


"BENİMLE KONUŞ DER
GECEYARISI UYANAN BİR HÜZÜN "

gece ve sürgün
eski bir özgeçmiş
yeni bir hüzün
meşhur yalnızlık
hatırlanan bir koku
sonbahar kuru yaprak
ve çok yorgun uzak bir sokak ...

nasıl unutulur gitsen de
bir geceden bir geceye
gitsen de
ve hatta kalsan da bir gecede
nasıl unutulur ...

aşk unutulur
en kara yazılan sevda
en masum temas
unutulur
kahkahalar kilitlenir albüme
sevinçler unutulur
zaman silinir hafızadan
aldatır tarih soyunu sopunu
herkes herşey heryer her mevsim
her gençlik ve her ölüm
unutulur

ama nasıl unutulur
bir geceden bir geceye
gitsen de
sonbahar kuru yaprak
Ve çok yorgun uzak bir sokak ...


nAifce


 
 

2 Mayıs 2013 Perşembe

SOYADI ; GİRİŞ GELİŞME SONUÇ

GİRİŞ 
KUŞLAR UÇAR
AŞK VURULUR
TUTUKLANIR BU ŞEHİR
GİDERSEN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
GİDERSİN
GİTMEK İSTERSEN

FİLM AFİŞLERİ SARARIR
GÜNLER DAHA DA KISALIR
SAÇLARIMDAN
CAMDA NEFESİNİN İZİ
SİLİNİR
YAVAŞ YAVAŞ
YÜREĞİMDEKİ İZLERİ DE
SEN SİL SİLEBİLİRSEN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
SİLERSİN
SİLMEK İSTERSEN

SABAH KOKUSU
UÇAR ÇAYIN DEMİNDEN
KALAN KUŞLAR DA VURULUR CAN EVİNDEN
KIZKULESİ TUTUNUR
BİR GEMİNİN SON SEFERİNE
O DA GİDER
BAŞKA DENİZE
BAŞKA HİKAYEYE
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
BULURSUN YENİ HİKAYE
ANLATACAK
YENİ DENİZLERE

GELİŞME
SESİN GİDECEK
GÜLÜŞÜN EKLENECEK BİLETİNE
ÖZLEMEYECEK NE İÇTİĞİN KAHVE
NE BAŞUCUNDAKİ KİTAP
HABERİ BİLE OLMAYACAK GUGUKLU SAATİN
HER SAAT BAŞI SENDEN HABER
BEKLEDİĞİM
GİDERSEN İLLE GİDECEKSEN
ADIMI ÇAĞIR YANINA
BİRİNİ VERİRİM
BİRİKTİRDİĞİM HARFLERİN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
CEBİNDE SADECE OLMASINI İSTEDİKLERİN

SONUÇ
ÖLÜ KUŞLARI TOPLADIM
AŞKI KALDIRDIM YERDEN
GÖRÜŞ GÜNÜNDE ŞEHİR
YORGUN VE YIKIK DÖKÜK
SENDEN ANLATTI
KIL PAYI KAÇIRDI
BU AŞK İKİNİZİ
KIL PAYI GÜNDÜZ TUTAMAZ YA GECEYİ

KIRILDI TÜM RENKLER
KIRILDI AŞKA BULANMIŞ KADERLER  
SEN ÖZGÜRLÜK YOLUNDA
BEN DARAĞACINDA HAYALLER ...

nAifce
Giriş Gelişme Sonuç // 2008 



31 Temmuz 2012 Salı

SOYADI ; YIRTIK PIRTIK

yıldız kaydığı geceydi
yeni bisikletimle
senin peşinde
yüreğimdeki ayak izine
takılıp
düştüm

diz kapağı
yırtıldı
pantalonumun
çok ürktüm
annem çok kızacak
parası kalmadı
yeni bir pantalon alamayacak
çiçek çizdim
yırtığa koydum
arı kondu
yırtık bal doldu

ne bisiklet
ne pantalon
ne yırtık
ne çiçek
ne arı
ne bal
annem de yok
bana kızacak artık
bir sürü hayalkırıklığı ceplerimde
bir de büyüttüğüm mor menekşeler
yüreğimde ...

26.10.2007
YIRTIK PIRTIK 
nAifce


25 Temmuz 2012 Çarşamba

SOYADI ; ÇANAK ÇÖMLEK

Gün dönümü çiz
gizlice yüzümden çalarak
çiçeğe durmuş umuduma
maviden dalları saklayarak
aralıksız yağan
üşütmeyen içimi yakan kavuran
Şubat soğuğu ; atkım ve eldivenler
elimde bilet , eski vapur iskelesinde şehrin
beklerken
geçmişte yürüdüğümüz istikametleri
yüreğimde çıngıraklı
buraya kadarmış gidişleri 

Ayrılırken mutlu olman demek
farklı bir yaşama başlama özgürlüğündü
bu özgürlük uğruna söylediğin bir kaç cümle
biriktirdiğim birkaç beyaz , bir kaç çizgi , bir film , bir de yaz 

İskele yenilendi , halatlar ve jetonlar
çoğunu tanımıyorum martıların
7 yaşından küçüklere bedava hala şehir hatları
her vapur düdüğü ile eskidi şiiri
Kadıköy-Karaköy hattında yazılmış kimi aşkların 

Daima bir yol bulur
İskeleden ayrılan vapur
Seyrini yazar ağırbaşlı Haliç
bense artık büyüdüm ,
bedelini ödüyorum her yolculuğun
Kadıköy İskelesinde ayrıldığımızda başladığım 

Sen gittin 
Yüreğimde çanak çömlek patladı 

15 mart 2007 

ÇANAK ÇÖMLEK 
nAifce


24 Mayıs 2012 Perşembe

SOYADI ; ÖĞRETEBİLDİYSEM


AYAKTA DURABİLMEYİ 
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
KENDİNE GÜVENMEYİ VE HAYATI SEVMEYİ 
GÜNDOĞUMUNU DOYASIYA SEYREDEBİLMEYİ
-KÖTÜ BİR GECENİN BİLE ARDINDAN -
İNSANLARA EL UZATMAYI 
SEVDİKLERİNE SAHİP ÇIKMAYI
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
İYİ DİLEKLERLE UYANMAYI 
VE GÜNE GÜLEREK BAŞLAMAYI
BİR GÜN YOLUNU KAYBETSEN DAHİ 
GÖKYÜZÜNDE BULUŞACAĞIMIZI 
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
BİR KERE BİRİN BAZEN ÜÇ ETTİĞİNİ , BAZEN BEŞ 
BİLİNENİN AKSİNE BİR OLMADIĞINI VE GİDEREK ÇOĞALDIĞINI
ÖĞRETEBİLDİYSEM  
DİRENMEYİ GİDİŞLERE , AĞLAMAMAYI ARKASINDAN 
TEK BAŞINA KALSAN DA BİR GÜN 
KENDİNİ ÇOĞALTMAYI VE ANILARI YANINDA TAŞIMAYI  
YENİ SEVİNÇLERİ ÇOK UZAKTA ARAMAMAYI 
YÜREKLERİ NASIL KOYACAĞINI YÜREĞİNİN ÜZERİNE
VE SÖYLEYİŞLERİ
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
BİR UMUDUN PEŞİNDEN YOLCULUK EDEBİLMEYİ – DURAKLARI BİLMESEN DE - 
ELİNİ TUTANI ASLA REDDETMEMEYİ
İHTİYACI OLANIN ELİNİ SIMSIKI TUTABİLMEYİ
ÇOCUKLARIN RENKLERİNİ , DÜŞLERİNİ
VE AÇLIKTAN ÖLMEYİ HAK ETMEDİKLERİNİ AÇIKCA SÖYLEYEBİLMENİ
HAKLININ YANINDA SAVUNUP HAYKIRMAYI  
SESİNİ HAKSIZLIKLARA DUYURMANI
İNANMADIKLARINI ALKIŞLAMAMAYI 
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
BAŞARMAYI BÜTÜN HÜCRELERİNDE HİSSETMEYİ
VE GURULANMADAN BAŞARABİLMEYİ 
SENİNLE GURUR DUYULDUĞUNDA ALÇAKGÖNÜLLÜ DAVRANABİLMEYİ 
SINIRLAR KOYMADAN ARANA İNSANLARLA MESAFELERİNİ ÇİZEBİLMEYİ
KIRILDIKTAN SONRA TOPLAYAMAYACAĞIN KALPLERİ KIRMAMAN GEREKTİĞİNİ 
ÖĞRETEBİLDİYSEM 
HAYATIN NEDENİNİ  TAM HAYATIN İÇİNDE ARAMAYI
VE SEN BUNLARI ÖĞRENEBİLDİYSEN
KİM OLDUĞUNU BİLİYORSUN VE DOĞRU YOLDA YÜRÜYORSUN
ÇÜNKÜ YAŞAMAK ,
BÜTÜN DİKENLERİ YÜREĞİNE BATTIĞINDA DAHİ
KOKUSUNU DUYMAK İÇİN GÜLÜN , GÜLE KARŞI DİRENMENDİR KIZIM ...

nAifce
15.03.2005
ÖĞRETEBİLDİYSEM

BİR GÜN  ,
ANNEMİN YAPTIĞI GİBİ
BEN DE BİR DURAKTA İNECEĞİM
VE SEN YOLA YALNIZ DEVAM EDECEKSİN 
SAHİP OLDUĞUM TEK ŞEYİ
YUKARIDAKİ ŞİİRİMİ BIRAKIYORUM
KENDİ ŞİİRİNİ YAZABİLESİN DİYE 

21 Mayıs 2012 Pazartesi

DÖRDÜNCÜ TEKİL ŞAHIS ve SOYADI ; BAZI KARELER DAHA ÇOK NEFES

"Fotoğraftan
Anneyi çıkarın
Bebek düşer " ... " Dördüncü Tekil Şahıs "

Yüreğinde
Taşır Anne ,
Gözbebeğinde 
Resimden silseler de
Karalasalar da üzerini
en kara tebeşirlerle
yorulmaz
ve
direnir 
Direnir silinirken kareden
tenine diker bebeğinin soluğunu
Onun için en yüksekten uçar
annesi silinmiş
bir çocuğun uçurtması

                            ~~~~~~
O Yıl
Gökyüzü
sığmadı fotoğraflara
ve Deniz
ve uçurtmalar sığmadılar
ne İstanbul
ne Eviniz
yetersiz kaldı
tüm ışıklar objektiflere
ne yeni Öykü yazılabildi
ne yeni bir sevinç
hiç bir hüzün bile aynı değildi fotoğraflarda
Ağustos sıkıntısıydı
bizimkisi 
Ağustos yanlızlığı şimdi paylaştığımız
ne kadar kalabalıklaşsa fotoğraflarımız
hep bir eksik - tek kelime yerine koyamadığımız ...
nAifce
"Bazı kareler daha çok nefes"

Bu şiir "Dördüncü Tekil Şahıs'ın - Mayıs Sıkıntısı" şiirinden sonra yazılmıştır .
Bu şiirde anlatılanlar gerçektir , aynı "Dördüncü Tekil Şahıs"'ın şiirine koyduğu resim kadar . ( Bazı yanlızlıklar paylaştıkça azalmaktadır )
Mayıs sıkıntısı şiirinin tamamını okumak için ... http://saguara.blogspot.com/

11 Mayıs 2012 Cuma

SOYADI ; ÖZGÜRLÜK

YANIMDA TAŞIRIM ÖZGÜRLÜĞÜMÜ
ne kelimeler
ne sevdalar
ne kış / ne yaz
ne ulu çınar
ne hüzünlü sonbahar
kapıp kaçar
kaptırmam                                                                  

sorsalar bile ayaküstü
Kaça
satmam / satamam / sattırmam

YANIMDA TAŞIRIM ÖZGÜRLÜĞÜMÜ
selamlamalar
ve
hoşçakallar
daha kolay
daha kolay yeni başlangıçlar
henüz yaşanmış ayrılıklar
geçmiş ve gelecek
ve
içinde bulunduğum an
daha kolay

gülmek kolay
ağlamak kolay
renkler
doğmalar
ve
ölmeler
kolay
sevmeler kolay

YANIMDA TAŞIRIM
ve
YANINDA TAŞIR BENİ
ÖZGÜRLÜK - bir tek beni -

en çok ÖZGÜRLÜK kolay ...
nAifce
ÖZGÜRLÜK

8 Mayıs 2012 Salı

SOYADI ; DÜŞ II

" Yanılıpta gitmeyesiniz Düşlerim
  Tarih geçirmez sizi o yoldan"

  Ağlayışım
  Düşüşüydü
  Düşlerimin

  Düşler
  Yinelenmezdi zaman içinde

  Hasretlere imzalıydım
  ve
  İhtimalsizlikti
  Zaferim

  Acılarım
  Suskunluğumun da
  Ömrüydü
  yada
  Suskunluğummuydu
  Acılarımı yaşatan

  "Yanılıpta gitmeyesiniz DÜŞLERİM
    Tarih durdurur sizi o yolda"
  nAifce
    DÜŞ II
 

SOYADI ; DÜŞ I

Zamansızdır Yeni DÜŞLER
Sunulacak
Kürekleri ıslanınca
O yürekleri götüren sandalın ...

Zamansızdır
                   Yeni Düşler
Bir Aşk ihanet etmeden
Anılara
Düşünce yollara kanayan sevda
Sunulacak

Yorgun bir tebessüm
Son temas
Bir hoşçakal
Son bakış
İlk ayrılış

Islatınca küreklerini
O yürekleri götüren Sandalın ...

Sunulacak Yeni DÜŞLER ...
nAifce
Düş I 

4 Nisan 2012 Çarşamba

SOYADI ; GE - N - Ç


" Birinin de seni düşünerek
uyuduğunu düşün bu gece "

Gülüşün hala ge(n)ç
ayrılığında
ve hala ge(n)ç özgürlük
kelimeler ge(n)ç
soruluşun
boşanan çiftler bile ge(n)ç
anlamak için birbirini
ge(n)ç ömrümüzde
ge(n)ç işte acılarımız
kinler de ge(n)ç gibi
yorulmak
yorumlanamamak
yalvarış
ve Y ile başlayan herşey
en başta yanlızlık
ge(n)ç işte
yoksa (n) fazla mı ?

" Birinin de seni düşündüğünü
düşünerek uyu bu gece "

nAifce
ge ç
(n)

3 Nisan 2012 Salı

SOYADI ; SENİ SEVMEKTEN VAZGEÇTİM



"Hiç değişmemişsin dedin
elbette değiştim
20 yıl önceydi senden vazgeçtim ..."

Görünüşüm aynı
Gülümsemem de
Duygularımı sıraya dizdim senden sonra
Kuşlarımı içimden uçurarak
Yaşadığımız günbatımlarını dağıttım
Yasemin kokularına açtım yüzümü
Uçtu yüzüme sinen sabah bakışların ...

Elbette değiştim
Seni özlemekten vazgeçtim

Üzmüyor yaşadıktan sonra
Anlatılan ihanetler
Gökyüzünü kabullendim deniz çizmiyorum rüyalarıma
Çobanyıldızı ne zamandır gözlerim
Cesaretim yeniyor adını soyadını
Adresini sildim hafızamdan ve telefon numaranı
Biriktirdiğim harçlıklarımla
Aldığım hediye neydi hatırlamıyorum
Doğduğun için kendimi şanslı saymıyorum ...

Elbette değiştim
Seni yaşamaktan vazgeçtim

Değişmemişsin demen yalancı
Uzattığın elin elime yabancı
Saçların yakmıyor yanağımı
Soluğun kırmızı değil kanımda
Kanımda geçmişin zehir zemberek tadı
Kızına takılıyor gözüm , annesine benziyor
Kaçırıyorum tanımadıklarıma bakışlarımı
İçimde Aşk için olmayan teneke tıngırtısı
Yoksa yağmur mu başladı
Düştü düşecek öyleyse saçaklardan yanağıma ...

Elbette değiştim
Seni sevmekten vazgeçtim ...

nAifce
Seni Sevmekten vazgeçtim
09.12.2004

2 Nisan 2012 Pazartesi

SOYADI ; DENİZKIZI



" Sesi yeter sandım kalbimin
yoluna mercandan düşlerimi serdiğim
gelme
istemem artık
ne pupa yelken
ne tam yol ileri
denizkızını öperken gördüm seni
deniz affetse de
ben affetmem ihanetini" ...

Haykırdım denize
vurgun yedi aşkım ihanetinle
yırtılmış dalgalar yüzüme çarpıyordu
ağlara yakalanmış bedenim
yaralı çırpınıyordu

özgürlüğünü getirdi
küçük kara balık
sesim ulaşır - belki- yüreğine
dalgındın incilerini görmedin midyenin
yaş akıtmasın yeter ki gözlerin
yosunlardan işlediğim
istemem acımasın teninde
kaçamak aşkın izi yine de
öpüşmelerimizi de istemem geri , düşlerimi de
saçında buram buram kum çiçekleri
soluğun istridyenin sedefi
kirpiklerinde martının
kısmen sevgiyle tuttugu zeytin dalı
kısmen özgürlüğe kanat çırpışı
sayabildiğim kadar sen bu deniz
sayabildiğim kadar lacivert ve derin
yolumu gökyüzüne çevirdim
uzak , mavi ve gidebildiğim kadar sensiz ...

Denizkızını gördüm kollarında
ben affetsem de gidişini
aşk affetmez başkasının kollarındaki sevgiliyi ...

nAifce
Denizkızı
İnkumu 1984
Şiirin II. Versiyon

SOYADI ; TUTSAK



" Bir yerlerde kurtarılmayı bekleyen
esir bırakılmış doğrulara "

Gecelerim yorgun
Aydınlatmıyor ışığı içimdeki mumun
zifirilerde
taşıdığım bu umutsuzluk
dumanı tütüyor
özleyişimin -dizboyu
belki dönersin
yeterince ağlarsa sesim

çok çok istesem döner misin sahi ?

donmuş ellerini koy yüreğime
dönersen çekinmeden
bedenini sarıp sarmalarım gücümün yettiğince
sesini eklerim sesime bildiğim tüm alfabelerle
gülümser gecelerim üzerine uykularının o zaman
ateşböcekleri uçuşur umutlarımdan
konar düşlerine ve kalır aydınlatması gereken yer neresiyse ...

dönersen
eğer dönersen esir kalmış doğruları
özgür bırakır yıldızlar ...

" Bir yerlerde tutsak alındıkça yanlışlar
bedenimi de senin için özgür bırakacaklar " ...

nAifce
04.11.2004
Tutsak