26 Ocak 2026 Pazartesi

HAMUR'UN GÖZÜNDEN BOZCAADA

Hamur ben, Samoyed ırkındanım, 10 aylıkken çıktığımız Bozcaada seyahati ilk uzun yolculuğum. Bozcaada'yı bir de benim gözümden görmenizi istiyorum. 

Üç gün için Bozcaada'dayız. Araba yolculuğu zorlasa da feribot biletini online almış olmak    Geyikli'den kuyruğa girmeden feribota binmemizi sağlıyor.  

Adaya ayak bastığımızda öncelikle arabayı park edip bir daha dönüş yoluna kadar kullanmamaya karar veriliyor. 

Çocuğundan yaşlısına, gencinden esnafına, müzesinden restaurant-cafelere ve taksilere kadar burası gerçek bir hayvan dostu. Ada halkı, turistler ve özellikle çocuklarla kurduğum dostluklar da ayrı bir yayın konusu.

 
Otele yerleşir yerleşmez adayı keşfe çıkıyoruz.

Önceliklerden biri ben etrafı seyrederken yol arkadaşımın ada kurabiyelerinden tatması ve gezi planını oluşturması.

Kahve ve kurabiye molası için en çok önerilen yerlerden biri olan Veli Dede'de oturuyoruz. Veli Dede Bozcaada'nın tam merkezinde ve en popüler yerlerden biri. Özellikle Kavala kurabiyesi, Anna bademli tereyağlı kurabiyesi ve sakızlı bademli kurabiyesi ünlü. Organik koruk suyu, gelincik şerbeti ve karadut şerbeti ise içeceklerde favorilerden. 

    

Kavala kurabiyesi gerçekten son derece lezzetli. 


Veli dede'de, Portekiz tuzlusu Nata da diğer lezzetlerden biri. Mantarlı, peynirli ve sosisli seçenekleri var.     

Gezilecek, görülecek, tadılacak ve satın alınacaklarla ilgili gezi planı listesi ise;

* Polente Fenerinde güneşin batışı izlenecek, 

* Rum mahallesi ve Müze,

* Bozcaada Kalesi,

* Yeldeğirmenleri,

*  Meryem Ana Kilisesi, 

* Tasarım dükkanları dolaşılacak, 

* Zeynep Aksu cam atölyesine uğranılacak,

* Adanın daracık sokaklarında duvarlarına resimler çizilmiş eski Rum evleri fotoğraflanacak,

* Koruk suyu, gelincik şerbeti, karadut şerbeti, domates reçeli, zeytin ve zeytinyağı, Mafiş (Rum tatlısı), Ada mantısı ve Bozcaada şarapları ise tadılacaklardan veya satın alınacaklardan.

* Veli dede, Vahit'in yeri, Çiçek pastanesi, Nevreste, Asmalı meyhane, Madam Niça, Dört Hanımeli, Salhane, Sapa ( kokteyl bar), Kedi (Tapas bar) ise yeme- içme adına seçtiğimiz yerlerden. Hepsine zaman yetmedi ama bir kısmını ve mutfaklarında özellikle önerilen lezzetleri deneme şansı bulunuyor.   

Bozcaada ile işe yarayacak bilgiler:

* Şarapseverler için adaya gelinecek en iyi tarih Ağustos sonu-Eylül başı. Çünkü bu zaman bağ bozumu zamanı. Her yıl üç gün süren bağ bozumu festivali de var. Ayrıca her yıl Bozcaada Caz Festivali ( bu yıl 5-7 Eylül arası), Bozcaada Zeytin Hasat Festivali (Eylül ayı) ve Bozcaada Yerel Tatlar Festivali (Haziran ayı) adadaki diğer etkinlikler,

* Adada beş çeşit üzüm yetiştiriliyor; Kuntra, Karalahna, Karasakız, Vasilaki (Beyaz şaraplık) ve Çavuş. Aslında karasakız adaya özgü bir üzüm çeşidi değil ama burada da üretimi yapılıyor. Diğerleri tamamen adaya has,

* Bağcılık ve şarapçılık adanın ana kültürü,

* Adadaki 17 adet rüzgar tribünü ile sadece adanın enerji ihtiyacını karşılanmıyor fazlası ana şebekeye nakledilerek başka yerlerde halkın kullanımına sunuluyor,

* Ada tamamen çevre dostu örneğin alışverişlerde plastik poşet kullanılmıyor.

 


 



Ara sokak detayları

Akşam yemeği için Nevreste'yi seçiyor ve Egelim, enginar, levrek simit, sıcak ot, karides mantı (iki kez sipariş veriyor üstelik) ve Ege tarator gibi ilginç lezzetlerinden tadıyor yol arkadaşım, bense kendi taze ev yapımı mamamı yiyorum.   

Gece yürüyüşü yapmak için hediyelik eşyacıların bulunduğu küçük tezgahlara giderken çevremizi neredeyse adanın bütün çocuk nüfusu çevreliyor, coşkuyla istekleri benimle oynamak. Kimi başımı seviyor, kimi pati vermem için ısrarcı, kimi de yol arkadaşıma beni ona hediye edip edemeyeceğini soruyor. En son geldiğimiz durum ise çocuklar etrafımda elele tutuşup çember olmuş ve iyi ki doğdun Hamur şarkısı söyleyerek dönüyorlar. Bu durum yaklaşık 45 dakika sürüyor ve artık ben bunalıyorum ama çocuklar yorulmuyor! 
 
O gece güzel bir uyku çekiyoruz. 

İkinci gün  

Kahvaltı için Çiçek Pastanesinde karar kılınıyor ama oldukça kalabalık bu mekan. Simitli, kurabiyeli kahvaltıdan sonra kaleye çıkıyoruz. 

Önemli not: Kaleye çıkmak için kullandığımız yolda adaya ilk geldiğimiz gün Rum mahallesindeki sokaklardan birinde tanıştığım Ares ile karşılaştık. Sevinçle birbirimize kur yapıp oynadıktan sonra onlar sahile doğru yürüyüşlerine devam etti, biz de kendi yolumuza. 

Kaleye giriş ücreti Tam: 50 TL ve Öğrenci: 30 TL , benim için ücret alınmıyor ve dolaşmam serbest.


Tarihçesinde kalenin kimler tarafından yapıldığı bilinmiyor ama Fenikeliler, Cenevizliler ve Venedikliler tarafından kullanıldığı biliniyor. Hatta Venedikliler tahrip ederek bırakıyor terk ederken kaleyi. Fatih Sultan Mehmet tarafından Osmanlı idaresine geçiyor Bozcaada yada eski adıyla Tenedos ama yüzyıllar içinde pek çok kez el değiştiriyor, 20 Eylül 1923'te ise tamamen Türkiye Cumhuriyetine dahil oluyor. Bu tarih adanın kurtuluş günü olarak kutlanmakta. Kale Osmanlı tarihi boyunca ve devamında Cumhuriyet döneminde pek çok kez bakım-onarımdan geçiriliyor. Kalenin manzarası ve hafif esen rüzgarda bu manzara ile dolaşmak oldukça keyifli ama Birinci Dünya Savaşındaki 1915-1916 yıllarında Çanakkale savaşı sırasında İtilaf Devletleri tarafından hastane olarak kullanılmış olmasının acıtan bir tarafı da var. Bir diğeri ise Osmanlıların adayı sürgün yeri olarak kullanması. 
   



Kaleden çıktığımızda kahve molasına ihtiyaç var. Yeni jenerasyon cafelerden Çınar çeşme sokak, no:5 de hizmet veren "Coffee Shelter" de oturuyoruz. 



 

Kahve tercihini "Cold brew" dan yana kullanıyor. Kahvenin ve ortamın tadını iyice çıkartıp dinlendikten sonra yel değirmenlerine gitmek üzere kalkıyoruz ama ayrılmamız biraz uzuyor çünkü kalktığımızı görenler benimle vedalaşmak için adeta sıraya giriyor. Beyaz tüylerim her zamanki gibi çok ilgi çekiyor herkes beni bulut, beyaz kirpik yada pamuk diye seviyor. Adımın Hamur olduğunu öğrenenlerse her zaman aynı tepkiyi veriyor; "gel seni bir yoğuralım".

Yeldeğirmenlerine gitmek yokuş yüzünden biraz zorluyor, yolun iki yanına ekilmiş lavantalar eşlik ediyor gerçi ama bu bölge kısa bir süre önce yangın geçirdiğinden yolun kalan kısmında yürekler yanmaya başlıyor bu defa.

Yanan ağaçlar ve bitkiler yolu isyankar hale getiriyor


Yeldeğirmenlerinden sonraki durak Müze ama yine soğuk bireyler içmek için molaya ihtiyaç duyuyoruz. Bu defa yokuşun başındaki Piu cafede oturup ben su içerken yol arkadaşım buz gibi karadut suyu ile serinliyor.  
Karadut suyunun lezzeti aromalı olsa da sunumundan çok daha güzel :)

Rum mahallesindeki Bozcaada Yerel Tarih Müzesindeyiz artık. Müzeye girebileceğim belirtildiği halde yol arkadaşım tek başına dolaşmaya karar veriyor bu durumda dışarda dinleniyor ve bekliyorum. 
Müze özel bir girişim, 2005 yılında Muharrem Hakan GÜRÜNEY tarafından adanın belleğini oluşturmak üzere kurulmuş ve 2013 yılında Unesco'dan ödül almış. 
Giriş ücreti Tam: 100 TL, Öğrenci: 50 TL - Her gün 10.00-19.00 saatleri arasında ziyarete açık.
Müze iki katlı ve Türk - Yunan kültürünü adadaki yaşam tarzlarını sergileyerek ziyaretçilerine sunuyor. Müzeye bağışlanan pek çok belge, resim, fotoğraf, eşya ve obje var. Bozcaadalı Rum ve Türklerin içiçe geçmiş hikayelerini öğreniyorsunuz odaları dolaşırken. 
Giriş katında daha çok resmi tarih yer alırken zemindeki bölümde günlük yaşam yani hayatın kendisi ile ilgili ne varsa sergilenmekte. Tıpkı İstanbul Oyuncak Müzesinin tadı gibi burası da. 
Vita kutularından şarap mantarlarına kadar adadaki yaşam sergileniyor. 








Müze ile ilgili bir diğer önemli bilgi ise müzeyi hayata geçiren Hakan Gürüney'in gelen ziyaretçileri bizzat karşılaması, biletlerini kesmesi, müzeyi nasıl dolaşmaları gerektiğini açıklaması, sorulara titizlikle cevap vermesi.

Bu akşamın programında Polente Fenerinde gün batımını izlemek olduğu için yemek nispeten erken yenilecek. Gün batımı ritüeli gereği güneşi batırırken içecek ve atıştırmalıklar eşlik edeceğinden, hafif yenecek akşam yemeği olarak Dört Hanımeli'nde ada mantısı ve mafiş tatlısı tercih ediliyor :)) Sonra da dayanamayıp Kabak çiçeği dolmasının tadına bakılıyor. Benim yemeğim yine aynı ev yapımı taze mama.  



Mafiş tatlısı tamamen adaya özgü, ince çıtır hamurdan yapılıyor. fiyonk şekli verilip yağda kızartılıyor ve üzerine şerbeti dökülüyor, pudra şekeri ve tarçın ile servis ediliyor. Şefin tavsiyesi elle yenilecek! Zaten hamur o kadar çıtır ki çatalla yenilmesi imkansız.

Hesabı ödeyip kalktıktan sonra Polente fenerine gitmek üzere anlaştığımız taksi ile buluşmadan önce Boboz’a uğrayıp en popüler ritüellerden birine dönüşmüş "gün batımı sepeti"ni alıyoruz. Sepet içeriği peynir çeşitleri, bamya-kornişon ve erik turşusu, salam, sarımsaklı ekmek ve adaya özgü nefis üzümler. 2025 Ağustos ayında aldığımız sepet 750 TL. Ayrıca Talay şarapçılığa uğrayıp Prinkipos Cabernet Sauvignon küçük şişe kırmızı şarabı 300 TL'ye alıyoruz. 
Saat 18.30'da adadaki dokuz taksiden biri olan, hayvan dostu taksi ile Polente fenerine gidiyoruz, yol yaklaşık 15 dakika sürüyor. 2025 yaz döneminde bu güzergah için belirlenen fiyat 450 gidiş - 450 dönüş. Ada trafiğini bilmeyenler için taksi kullanmak aslında daha doğru. 



Boboz kutusundaki atıştırmalıklar

Gün batımı 20.03'de olduğundan Ada'nın uç noktasında, rüzgar gülü, deniz feneri ve akşam güneşinin tadını çıkartıyoruz. Yavaş yavaş etraf kalabalıklaşıyor. Kahkahalara müzik sesleri karışıyor. Arabaları ile gelenler tam teşekküllü; masa ve sandalyeleri, pötikareli masa örtüleri, cam şarap kadehleri ve tabii envai çeşit atıştırmalıklar ile özellikle siyah üzüm tabakları çok zarif ve leziz gözüküyor.


20.03'de yani tam zamanında güneş batıyor. Polente fenerinin kıyısı hıncahınç gün batımını izlemeye gelenlerle dolu, yakınlarda bir grup gitar eşliğinde şarkı söylüyor. Bir gün daha batıyor Adada. İnsanlar dağılmaya başlıyorlar ve taksi 20.30'da almaya geliyor bizi.

Adanın merkezine döndüğümüzde çocuklar yanımıza gelip yine benimle oynamak istiyorlar. Bir süre oynuyoruz ama bugün aktiviteler yüzünden oldukça yorgunuz. Çocukların neredeyse yolun büyük bir kısmını bizimle yürümesine ve ayrılırken bana sarılmalarına izin veriyoruz başka türlüsü mümkün gözükmüyor zaten. Gözlerim Ares'i arıyor ama bu gece görünürlerde yok. 

Odaya geldikten sonrasını hatırlamıyoruz. 

Son Gün

Kahvaltıyı cafe-pastane Meydani'de yapıyoruz. Meydani'nin Efibadem kurabiyesi ünlü.  Ancak yol arkadaşım hem Efibadem hem de Mihriban tadımı yapıp, incirli ve cevizli kurabiye olan Mihribandan yana kullanıyor tercihini.

Kahvaltıdan sonra son güne bıraktığımız tasarım dükkanlarını dolaşıyoruz, Uğurlu dükkandan ve Reyhan Seramik Ürünlerinden Bozcaada'yı neşe ile hatırlatacak bir kaç parça tasarım ürünü alıyoruz. 

 
Bozcaada ganimetleri; kahve bardağı ve sevimli karga salata kasesi 

Zeynep Aksu cam atölyesinden ise ahtapot bileklik (seçtiğimiz cam boncuk ve ahtapotla hemen dizayn ediyor Zeynep Hanım) alıyoruz. 


Ayrıca sevdiklerimiz için adanın popüler domates reçelinden, karadut özünden, kurabiyelerinden, gelincik şurubundan ve koruk suyundan alıyoruz.   

Feribotumuz 14.00'da. Gestaş iskelesinde feribotu beklerken Bozcada'ya veda ediyoruz seneye tekrar geleceğiz, bu ilk gelişimiz dinlenme, yeme içme ve fotoğraflama temalıydı. Bir sonrakinde koylarını ve denizini deneyimleyeceğiz ve paylaşacağız. 

Bozcaada'nın evcil hayvanınızla birlikte haftasonu tatili yapmak için en iyi tercihlerden biri olduğunun bir kez daha altını önemle çiziyoruz.  

*** Fotoğraflar yolarkadaşım tarafından Ağustos 2025'de Bozcaada'da çekilmiştir.