29 Ağustos 2015 Cumartesi

GİRİŞ BİLETİ - "Başlık Eklenecek" - Eklendi - 04.02

Bazı şehirleri anlatmak başlangıçta oldukça zorlar. İlk cümleyi bir türlü kuramam, hatta ilk cümle için birkaç gün harcadığım olur. Ama, ilk cümle ortaya çıkar çıkmaz da, şehrin hikayesi kendiliğinden dökülür saçılır etrafa, tadına doyum olmaz... 
Salzburg'dan yola çıktığımızda, yol boyu Avusturya'nın Alp Dağlarına yaslanan eşsiz güzellikte doğasını seyredeceğimizi ve beynimize müthiş karelerin yerleşeceğini biliyordum ama, bu kadarını da asla tahmin etmiyordum... Bir yol ancak bu kadar "Romantik" olabilirdi... Bir yanda Alp dağları, bir yanda tipik, balkonları pembe çiçekli, dik çatılı ahşap dağ evleri, bir yanda Avusturyalı'ların şezlongları ve karavanları ile etrafında renkli görüntüler oluşturduğu göller... 
Salzkammergut Göller Bölgesi; rotamız Salzburg'dan Hallstatt'a...







Aracımızın camına yapışmış mümkün olduğunca çok çok çok fotoğraf çekmeye çalışırken, bir yandan da güzergahımıza ait notları gözden geçiriyorum, derlediğim bilgilerin hepsinde ortak nokta buranın "Yeryüzündeki Cennet" olduğu yönünde.  Hayalinizde nasıl bir Cennet var bilemiyorum ama, Hallstatt'ı gördükten sonra eminim Cennet anlayışınızı Hallstatt'a göre tekrar belirleyeceksiniz...
  

Hallstatt; eski bir Tuz Kasabası aslında, dünyanın en eski tuz madeni burada. Tuz madenini tur programının kapsamında ekstra ücret ödeyerek dolaşabiliyorsunuz. 
Hallstatt, ilk yerleşimcileri olan Tuz Madencilerini unutmamış, Kasabanın girişinde naif bir Heykelle anıyor bu bölgeye zenginliğini de kazandıran Madencileri... 


Kasaba Hallstattersee Gölünün kenarında kurulmuş, Dünyadaki Cennet görüntülerini deklanşöre ard arda basıp, sabitlemeye çalışırken, nefes kesen manzarayı kaçırmamak için de bulunduğunuz noktaya demir atıyorsunuz adeta. 
 Göldeki hayatlar; narin ve zarifçe yanınıza yaklaşırlarsa muhtemelen elinizde bretzel var demektir :)) Doğadaki dengeleri bozmamak adına bretzellerden vermemeye çalışıyorsunuz ama, o kadar ısrarcılar ki dayanamayabilirsiniz :)) ... 



Bu ilgi aslında yiyeceklere :))


1. ve 2. Dünya Savaşında hayatını kaybeden Hallstatt'lı askerler için yapılmış olan anıt duvar.



Kasaba; Zengin Madencilerin Evleri ve yol boyu birbirinden renkli görüntüler oluşturan dükkanlar ve cafe-restaurantlar ile cıvıl cıvıl.   


Hallstatt'daki en ilginç dükkan olan Antikacı Dükkanı ve dışında sergilediği eskiler...
  


Meydandaki doğal su kaynağından akan içilebilir buz gibi kaynak suyu


Ara sokaklarda kaybolmak yerine, zamanı unutmak ve bu cennette kalarak, kendinizi bulmak telaşına düşüyorsunuz.  




Hallstatt'ın çok küçük bir mezarlığı var ve yeterli yer olmadığından "her 10 yılını dolduran mezar"ın içinden kemikler çıkartılıyor, temizleniyor, güneşte beyazlatılıyor ve aile isimleri işlenerek, çeşitli motiflerle de süslenerek Katolik Kilisesindeki "Beinhaus" yani, "Kemik Evinde" depolanıyor taa ki 1970'li yıllara kadar... 1970'li yıllarda "Yakılma" Katolik Kilisesi tarafından onaylanınca; kemiklerin çıkartılıp yenilere yer açılması uygulamasından vazgeçiliyor.  


Kemik Evinin tabelası


Katolik Kilisesinin bahçesindeki son derece düzenli ama, bir o kadar da küçük Hallstatt mezarlığı


Kemik Evinde depolanmış Kemikler

Süslemek için yapılmış renkli boyalı motifler "içinde bulunduğunuz durumu" sempatikleştirip, "olabilirlik" düzeyine getiriyor. Altın dişi duran tek örnek olan süslü kafatası ise sıradanlıktan çıkartıp,neşeli ve kişiye özel kılıyor... 
Beinhaus artık tamamen turistik hizmet vermekte :))  




"Okul çantası şeklindeki gazetelik" gibi detaylarla sizi kendine başka türlü bağlıyor bu eski Madenci Kasabası...


Hallstatt'lı Oyuncaklar





Sadece evleri değil, etrafta yetişen bitkileri de son derece zarif...
Avuç içi kadar Hallstatt da çok hoş Restaurantlar var; hem geleneksel Avusturya mutfağından, hem de Dünya mutfağından tadımlar yapabilirsiniz.
Tabii bir Türk Dönerci de var Hallstatt'da :))

Hallstatt'daki Dönerci  

Yol boyu çok hoş hediyelik eşya dükkanlarından yapacağınız en Hallstatt'a özgü alışveriş "Tuz" olacaktır hiç kuşkusuz.


Ancak, "Şehri; koleksiyonlarda biriktiren bir Şehirkolikseniz" aynı benim gibi, buzdolabı magneti, baykuş ve dikiş yüksüğü koleksiyonlarınıza son derece Hallstatt'lı parçalar kazandırabilirsiniz.

"Mozart'ın Avrupa Köyleri" turu çerçevesinde bir günümüzü geçirdiğimiz Hallstatt, aynı Karlovy Vary ve Amsterdam gibi görür görmez kanıma işleyenlerden. 
Bütün Şehirkolikler yada Gezginler için kaçırılmaması gereken bir yeryüzü parçası :))  
Hele de Çinlilerin de dayanamayıp birebir kopyasını kendi Ülkelerinde inşa ettikleri düşünüldüğünde :))

11 Ağustos 2015 Salı

GİRİŞ BİLETİ - Başlık Eklenecek, Siteye Eklendi - 04.02

 Her şehrin ayırt edici bir özelliği vardır Şehirkolikler için, kiminde tarihin en karanlık dehlizlerinde zaman yolculuğuna çıkarsınız, kiminde teknoloji çılgınlığına kapılır, siber yaşama başlarsınız, kimi şehrin kokusu cezbeder, kimi şehir jazz'dır, kimisi klasik müzik, reddedilen bir şehir ise mutlaka silik bir fotoğraftır Şehirkolikler için, ondandır gidilecekler listesinde yer alamaz... 
 "Bir Şehirkoliğin kişiliğidir seçtiği Şehirler aslında"

İşte tam da bu nedenle sizin şehriniz Salzburg'sa "Romantik bir Şehirkoliksiniz demektir, dış etkilere karşı kendini koruyabilen, biraz sakin, biraz sade, tamamiyle görmüş geçirmiş" 
    
"Mozart'ın Avrupa Köyleri" turunun başlangıç noktası olan ve aynı zamanda Mozart'ın doğduğu şehir Salzburg'un, bir Şehirkolik için ayırt edici özelliği ise son derece estetik "Ferforje reklam panoları" hiç kuşkusuz.

Şehrin bütün Kimliğini panolarda görebilir, yaşayabilir, hissedebilirsiniz. Dünya markalarına, kendi standartlarını kabul ettirmiş olan Salzburg, yürekten bir alkışı hakediyor bu anlamda sanırım.  
  



Birbiri ile uyumlu, sade, ışıksız ve pırıltısız, tek işlevi markanın bulunduğu yeri işaret etmek olan zarif isim panoları, günlük hayatı kalabalık ve gürültücü yapmak yerine sakinleştiriyor, sadeleştiriyor. (İstanbul'un alışık olmadığı bir yaşam biçimi bu)  


Sazlburg demek Mozart demek aynı zamanda. 
Eğer, yaz döneminde yolunuz düşerse Avusturya'nın bu en biblo şehrine, ister bir cafede, ister en bilindik markaların boy gösterdiği Getreidegasse caddesinde, ya da en ücra ara sokaklarında dolaşın, her taraftan Mozart'ın müziğini duyacaksınız, ruhunuzu da doyuracak Salzburg kısaca. 



Tirol Bölgesi şapkalarının satıldığı Şapka dükkanları alternatif hediyelik imkanları da sunuyor 
"Bir şehri üzerinde taşımayı sever Şehirkoliklere" :))










Şehrin naif Ferforje kimliğinde Hohensalzburg'a (Salzburg Kalesi) çıkmak için kullanılan Fünikülerin tabelası favorilerimden :))  




Salzburg'lu Hugo BOSS 




Orta Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde/Şehirlerinde yediğim Bretzel'in Salzburg'daki tadı elbette "yediklerimin içinde en tuzlusu" olarak tarif edilebilir, çünkü, Salzburg; Tuz Kalesi demektir ve adını bölgeye ilk yerleşenlerin hayatlarını kazandıkları Tuz Madenlerinden almaktadır. Bretzel'in bir İstanbul'lu olarak karşılığı ise "belki" çıtır sabah Simidi olabilir :)) 
Salzburg'lu Fırıncının kullandığı Bretzelli tabela ise tam not alıyor ve favorilerim arasına giriyor...   





Şehri ikiye bölen Salzach nehri, şehrin silüetini belirleyen bir yakadaki Salzburg Kalesi ile diğer taraftaki Mirabell Sarayını birbirine köprülerle bağlıyor ve içlerinden biri -Makartsteg Köprüsü Avrupanın pek çok şehrindeki köprülerin modasına uyarak, üzerindeki kilitlerle dünyanın dört bir yanından Aşkları birbirine bağlıyor...  


Salzburg için en güzel zaman; ya Aralık Ayı- Buz Patencilerinin ve Noel Pazarlarının rengarenk görüntüleri arasında dolaşarak, ya da Temmuz - Ağustos aylarında Salzburg Festivalinin şehre yayılan sanatçıları ve sanatı ile birarada ama, her iki zamanda da kaçırılmaması gereken bir şehir "Tuz Kalesi".