YAZAR

HER ŞİİRİN BİR ADI VARDIR YA ,
BURADA OKUDUĞUNUZ ŞİİRLER SOYADI İLE ANILIR ...



301... KÖMÜR... SOMA UNUTMA,UNUTTURMA...








O GÜN GÜNLERDEN SALI 
ÖYLECE DURAĞAN GÖZÜKEN 
SIRADAN , KAHVE KOKUSUNA UYANILAN… 
sessizce ağlamak öğrenilebilirmiş 
ancak bir yıldız kaydığında susabilirmiş evren
öğrenilebilirmiş resimlerde el sallayanların giderayak oldukları 
varolacağını sandığın bütün sevgilerin  
birgün günlerden Salı silinebildiği yazıldığı yüreklerden 
öğrenilebilirmiş 
darmadağın yayarak odanın ortasına
sevdiklerini daha yakın sevmediklerini daha uzak 
ama üzerlerine basmadan 
parmakucunda öylesine önemseyerek her birini 
yırtığın her resimden 
alıp birleştireceğin parçalarla başka bir hayat 
başka bir zaman , başka bir müzik , 
başka bir gökkuşağı yapabileceğin 
ama asla yeni resme ait olamayacağın 
öğrenilebilirmiş 
oysaki ogün günlerden Salı 
renklerin gökkuşağında bile solduğu görülebilirken
alabildiğine uçsuz bucaksız van gogh resminde
sarının babanın benzinden bile daha az soluk olduğu 
öğrenilebilirmiş 
komşu teyzende yediğin kurufasulye üzeri pilav 
ne kadar acıklı olabilirmiş büyüdüğünde 
öğrenilebilirmiş ogün günlerden Salı 
kurufasulye pişer pilav üzerine konursa ve 
kokusu sinerse empirme desenli eve 
babanın gülümsediği resmin değiştiği
el sallamaya başladığı gümüş çerçeveden 
öğrenilebilirmiş …
Heinrich Böll ile babasız evler için içtiğimiz kahvelerden  
birinin kokusu ile uyansam bir sabah 
sıradan bir 1972 sabahı olsa yine  
annem kapitone sabahlığında kahvaltı masasını kursa 
traş olsa babam köpüğü aynaya sıçrasa 
ben kapının önüne oturup seyretsem onu 
ablam ve ablam ve ablam olmasa o gün bu fotoğrafta 
abim ve ben olsak öğrenebilsek sadece 2 kardeş olabilmeyi
ve işe giderken el sallamasa babam 
annem sofrayı toplamaya başlamasa
inadına otursak ve kalsak
çaydanlığın ağzına gazete parçası tıkasa annem  
soğumasın diye tavşan kanı dem 
bir sigara içse, ben de içsem ciklet sigaralardan ona özenip 
babam kızarmış gibi yapsa ama saçımı koklasa 
öğrenilebilirmiş azalmak birgün günlerden Salı 
azalmak sayısal bir bütünlüktür 
çoğalırken eşittir azalabilirsin eşittir bölünebilirsin eşittir  
yanlızlık en büyük sayıdır olur çıkan sonuç 
eşitsizliğin ne tarafına koyuyorsan kendini 
diğer tarafında taş bebeğimiz ve kavak yelleri 
sadece benim anlayabildiğim 
sadece benim öğrenebildiğim 
O GÜN ŞİMDİ GÜNLERDEN HERGÜN 
ÖYLECE DURAĞAN 
SIRADAN 
HINCAHINÇ KAHVE KOKUSUNU UNUTTURAN 
23.01.2014
AZALMAK EŞİTTİR ÖĞRENİLEBİLİRMİŞ
nAifce



kendimden anlatmak istemiyorum
halim yok bu gece
seni konuşalım dinleyeyim
gürültüsü az olsun
biraz aşk biraz heyecan olsun içinde
yanlızlık deme
zemheri de olmasın günlerden
güneş olsun içinde cümlelerinin
turuncu olsun sarı olsun kırmızı olsun
dore olsun lame olsun umut olsun
umut çıtlatalım dolsun kültablası taşsın
içime konuşayım dinlerken seni
kavga edeyim zemheriyle
kar yağışından kapanmış olsun yolları
gözyaşlarımın
git desem birgün gidecekmisin diyeyim
gözbebeklerimin tam içine baksın
gerçekten bunu mu istiyorsun desin
desin bir kere - cevabını veremeyeyim
yalan söylersem ağzıma biber sürsün matruşkalar - içiçe çıkarak
o sırada açılsın karla kaplanan yollar, yola çıksın damlalar
sen,
anlattıkların için say her birini
ağlama de
neler unutulmadı ki balık pulları işlediğimiz hafızamızda
ve dökülmedi mi o pullar işlediğimiz kumaşlarda
benim için ağlama de bir daha 
oysa benim bir yanım Hiroşima
dışıma vurmuyor parçalanmış atomlar
içimde pasifikte bir savaş "little boy" habire vurmakta
bu nedenle anlatamıyorum kendimden
konuşursam kör edecek yeşil fosforlu harfler
devam et sen
halim yok bu gece
(sanki bütün çamaşırlarını yıkadım ütüledim İstanbul'un
öylesine bir yorgunluk hali)
seni konuşalım
sen anlat dinleyeyim
köpeğini anlat
burcun ne diyor bu hafta
yaz tatilinde nereye gideceksin
içimde kavga kıyamet
en hırçın ben , gidenleri dövmekte
avaz avaz herkes gitti - sen de git
özgür bırak - ki büyüyeyim -
bıktım böyle hep gidenleri beklemekten
yüzüğünü çıkarttığını hatırlıyorum
-büyük harf peki -
en gerçek yanlızlık insanın kendini terketmesi
sensiz ne yapılır hiç denemedim ben
çay istermisin ya da kahve, tatil planını anlatman bitince
ben çocukluğumdan bir parça isteyeyim
içi çukulatalı, üzerinde tavşan ve çiçek şekerlemeler olan
var mı sen de ?
Farketmiyor artık yanında Çay ya da Kahve
arkandan seyredeyim seni
ne güzel hiçbirşeyin farkında değil
içerden gelen sesini izlerken-kaç şeker-
içimde birkaç parça eşya bavulunun sesi
gönderdiğim son kişisin sen
yanlızlığa mahkum edileceğim
elinde çay fincanları anlata anlata gelirken
derin bir uyku halindeyim
uyanmak istemediğim
gerçek nerde biter masal nerde başlar
masalların bittiği yerde mi
gerçekler ortaya çıkar
içim GİTME yalvarışlarında
sen de gidersen ölecek son kahramanım
hayattımı ellerine bıraktığım ...
kalkıyorum çay bitince
öpüşüyoruz görüşürüz yarın
belki diyor içim - seni öperken
belki de gelemem ben
bu gece yaşamaktan vazgeçersem
tamam görüşürüz diyorum iyi geceler
iyi geceler allah rahatlık versin
tüm masallar ve kahramanlar
hepinize iyi uykular ...

26.01.2014
senden anlat ben yorgunum
 nAifce


 HER VAZGEÇMEDİĞİM GÜN İÇİN , TEŞEKKÜR EDERİM ...
Geçmişten kalan bir koku doldu pencereyi açınca bahar kokusu yerine, kokular geçmişi hatırlatır çoğu kez ve çocuklukta hafızanıza kaydettiğiniz kokular, hep keskin başlangıçlar veya bitişleri yaşatır yeniden ve yeniden, büyüdüğünüzde. Odaya dolan koku da bunu yaşattı geçmişe döndürdü beni, artık çok eskide kalan geçmişime ... 
Çocukluğumdan kalan en keskin koku, sonbaharda yakılan kuru yaprak kokusudur. Kendine has hüznü yetmezmiş gibi, bir de koku ile bunu taçlandırır Sonbahar. Bu yüzden en travmatik mevsimdir mevsimlerin içinde. Zaten yaz bitmiştir, yaz aşkları ayrılmıştır ilk rüzgarlı havada, esintiye karşı duramayarak, hava erken kararmaya başlar, bir de okullar açılır üstüne üstlük...
"Sonbahar, kuru yaprak ve çok yorgun uzak bir sokak " doldu pencereden içeriye ... İkimizde küçüktük ama ben daha küçüktüm bu hikayede. İstanbul'a yeni taşınmıştık, 11 yaşındaydım sen de 17. Ben ortaokula başlıyordum, sen Eskişehir' de Üniversiteye.
Babamız 2 yıl önce bir yeni yıl günü kalp krizi geçirmişti. Ben dönecek diye bekliyordum, Sen biliyordun dönmeyeceğini. Okulların açıldığı ilk hafta servis ayarlayana kadar annem, sen beni alacaktın okuldan. Sonraki hafta da senin okulun açılacağı için Eskişehir'e gidecektin. Ayrılacaktık.
11 yaşın taşıması zor değişimleri vardı hayatımda babam eve gelmiyordu, annem yeni bir ev almış ve babamın kokusunu bildiğim geçmişteki tüm eşyaları da satarak veya etraftaki ihtiyaç sahiplerine dağıtarak, İstanbul'a, hem de Suadiye'ye taşınmıştık. Yeni bir okula başlıyordum ve sen de yeni bir okula başlıyordun. Sen yeni bir okula başlamak için ayrılıyordum yanımızdan. Korkuyordum tüm bu değişimlerden, hem de beni bırakıp gitmenden ...
Okulun üçüncü günüydü, Çarşamba günü, son ders zili çaldıktan sonra çıktım sınıftan, hava kararmaya yüz tutmuştu. Merdivenlerden inerken başıma geleceklerden habersiz, okulu tanımaya çalışan gözlerle bakıyordum etrafa, sınıf kapılarına, çocukların çıkmasını bekleyen Hocalara. Okulun bahçesine çıktığımda yol bitmek bilmedi bir türlü. Hayatımda gördüğüm en büyük Okul bahçesiydi, kendimi daha da ufak hissettirdi bu büyüklük ...
Herşey ve herkes ürkütücü geliyordu, korkan ve sorgulayan halim ile süzüyordum kocaman demir kapının ardındakileri. Çünkü, çok küçük bir çevreden İstanbul'un en zilli muhitlerinden birine gelmiştim. Çekiniyordum ve ifade edemiyordum kendimi. Kapının dışında gözlerim seni aradı. Kiminin annesi, kiminin babası bekliyordu çocuğunu. Kimi bıçkın, birine ihtiyaç duymadan, kendinden emin adımlarla yürümeye başlamıştı bile evine doğru. Bense adresimizi bile bilmiyordum, 1975 yılının en teknolojik halinde bile telefon en iyi ihtimalle bir kaç yılda bağlanıyordu evlere, yani, aratabileceğim bir telefon da yoktu. Ne yapacağımı bilmeden beklemeye başladım, hava gittide kararıyordu, önce yaşlar birikmeye başladı gözlerimde. Gerçekten ne yapacağımı bilmiyordum, şaşkın ördek yavrularından bile daha beterdi durumum. Artık yaşları biriktirmeye değil, harcamaya başladım hıçkıra hıçkıra.
Çok uzun bir zaman geçmişti benim için, yüzyıl kadar hem de ... 
O zamanlar daha duyarlıydı komşu teyzeler ! 
Sesime ses veren biri oldu;
- Emel, bak bir arkadaş ağlıyor kızım, sen tanıyormusun diyerek, yanıma yaklaştılar, göz ucuyla izliyordum hareketlerini.
Komşu teyze:
- Kızım, neden ağlıyorsun, ağlama bakayım dedi.
- Hıçkırıklarla ağlamaya devam ettim, omuzlarımı silkerek. Annemin anlattığı bazı masallarda kötü cadılar çocukları kandırmak için kıpkırmızı elmalar veriyorlardı, ya da çukulata ve şekerden yapılmış evlerine götürüyorlardı. Annem, Suadiye'ye taşınırken sıkı sıkı tembih vermişti bana. Asla tanımadığın kişilerle konuşma ve verdikleri hiçbirşeyi alma ... Yine de başımı kaldırdım, ağlama diyen Cadıyı görmek istedim. Birden içim rahatladı, yanındaki küçük Kızı bugün okulda görmüştüm. Bu iyi birşeydi, bu şehirde tanıdığım  biri vardı işte.
- Ağlama güzel kızım, ne oldu, bir şey mi kaybettin ? diye sordu komşu teyze yine büyük bir sevecenlikle.
Bir kez daha omuzlarımı silktim, cevap vermek yerine - aslında için için anlatmak istiyordum derdimi derman olur diye. 
- Her Anne gibi o da sabırla sormaya devam etti Allahtan. Biri mi üzdü seni ?
- Hayır dedim. Ablam beni almaya gelmedi ...  
- Anladım dedi, biz bırakırız seni evine hem Annenle de tanışırız dedi.
- Buraya yeni taşındığımızı söyledim ve evi bulamayacağımı ekledim utana sıkıla, ablam gelene kadar beklerim dedim bitirme cümlesi olarak.  
Komşu Teyzenin yanındaki Kız, kısacık sapsarı saçları ve kocaman erik gibi ama, masmavi gözleri ile bana bakarak:
- Ben Emel dedi, senin adın ne ? Adımı söyledim...
Kaçıncı sınıftasın diye sordu, kendisi Orta 2'deymiş. Ben bu yıl başladım dedim.
Artık Hava tamamen kararmıştı ve akşam esintisi çıkmıştı, insanın içini ürperten... 
Ağlamayı kesmiştim, Emel'le Annesi de benimle birlikte beklemeye başladılar, Seni...
Emel'in annesine, evin, tren yolunun diğer tarafında olduğunu söyleyebiliyordum ancak. Bağdat Caddesine yakın oturduğumuzu ve Bağdat Caddesinden sokağımıza girerken, sokağımızın başında eski ve çalışmayan bir Çeşme olduğunu tarifleyebildim.
Yürüyelim mi tren yolundan aşağıya diye sordu Emel'in Annesi.
Yine çekindim ve korktum. Hayır, ben burada beklemek istiyorum. Seni çok bekledim o gün. 
Onlar da bekledi...
Etrafta artık tek tük insanlar görülüyordu onlar da hızlıca evlerine doğru gidiyorlardı.
Ben yine ağlamaya başlamıştım ki.
Emel'in Annesi, uzaktan birileri var gelen koştura koştura, Onlar olmasın kızım bak dedi.
Gözlerimi sildim ellerimle, tanımaya çalıştım uzaktan gelenleri.
Evet sen geliyordun, yanında Nükhet, başınızda kavak yelleri ile birlikte...
Aslında dargındım sana, beni unuttuğun için ama, seni gördüğüm an, hayata alıştım tekrardan. Her zorluğun üstesinden gelebilirdim artık. Hayatta en güvendiğim 2. kişiye kavuşmuştum nede olsa. Bu Dünya yine de güvenilebilir bir yerdi.
Nefes nefeseydin. Sen de ağlıyordun. Sen de korkmuştun. Çünkü, sana emanet edilen birini unutmuştun, arkadaşlarına dalıp...
Emel'in annesini görünce daha da mahçup bir şekilde, geç kaldık diye gevelemeye başladın.
Emel'in annesi deneyimli bir İstanbul'lu olarak, Kızım, adresi öğretin ilkönce dedi. Çok korktu çocukcağız diye devam etti, Allahtan Emel tanıdık geldi, bize anlattı derdini.
Sen, çok teşekkür ettin, Nükhet'le elimden tuttunuz, yürümeye başladık eve doğru.
Gittiğimiz yolu ezberlemeye çalıştım, bir daha bu durumda kalmak istemediğim için. Bir yandan sana beni neden unuttun diye soruyordum avaz avaza. Seni anneme şikayet edeceğim diyerek bir yandan da hıncımı almaya çalışıyordum.
Korkarak çaldın evin kapısını, annem ağlamaklı suratla açtı kapıyı ve bağırmaya başladı nerde kaldınız diye, sorumsuzluğumuzdan girdi, başımıza buyruk olduğumuzdan, başımıza neler gelebileceğini sıralamaya başladı ardından, taa ki Nükhet'i görene kadar...
Nükhet'i görünce kızgınlığını yatıştırmaya çalışarak sordu tekrar neden geç kaldınız ?
- Coğrafya hocası defter istedi 5 ortalı ve çizgisiz ... Onu almak için Kırtasiye aradık dedim. Seni kurtarmak için, arkadaşının yanında incinme diye ...
İnanmasa da inandı göründü annem...
Nükhet , Hoşgeldin kızım dedi.
Nükhet o gece bizde kaldı. Beni almadınız yanınıza. Gizli gizli konuştunuz, güldünüz, ben uyurken hala gülme sesiniz geliyordu yan odadan...
O gün neden beni unuttunuz, hala bilmiyorum, neydi aklınızı başınızdan alan, küçük bir kızın hayatında büyük bir iz bırakacak kadar güzel bir gün yaşamışsınızdır umarım...
Sonbaharda yakılan kuru yaprak kokusu o gün okul çıkışındaki korkuyu yaşatıyor bana, her Sonbahar'da, yeni baştan... Ne tuhaf KOKU - KORKU nun R siz hali...

Artık, ikimiz de büyüdük. Sen benden daha büyük olabilirdin 6 yaş kadar. Ama, ben senden yaklaşık 20 yaş daha büyüğüm bu yıl...
20 yıldır bekliyorum seni, o akşamüstü Okulun kapısında beklediğim kadar büyük bir Yakarışla...
Her sabah uyandığımda - önce seni düşünüyorum. Seni düşünmekten vazgeçmediğim hergün için teşekkür ediyorum sana ve hayata...

Not : Emel ve Annesi ile arkadaş oldum. Babası Askerdi. 2 Yıl sonra Amasya'ya tayini çıktı, gittiler. Yıllarca sonra bir gün Kitapçıda gözlerinin mavisi çekti beni yine. Emel dedim, çekine çekine. Evet dedi, sarıldık sımsıkı. "Sen varsan kaybolmazdım ben ". Yanında, küçücük sapsarı bir kız, gözleri Emel'den...
Lise sonu Erzurum'da okumuş, bitirince de evlenmiş, kızı 4 yaşında. Babasını, kızı doğmadan hemen önce kaybetmiş ve geçen yıl Annesini. Emel'in Annesi - İstanbul'da hayatıma giren ilk Komşu Teyze... Küçük bir kıza, bazı insanların iyi olabileceğini öğreten ilk Yabancı... Çocuğu ile kıyaslamayan tanıdığım ilk Anne...
Dalmışım, Emel'in sesi ile döndüm hayatın ortasına. Seni soruyordu Emel, beklediği cevapları alacağını zannederek. Kaybettim dedim, birgün yolumu bulmaya çalışırken onu kaybettim. Şimdi, kızı var, hayatıma kendisinin yerine bıraktığı...
Bir de " Sonbahar, kuru yaprak ve çok yorgun, uzak bir Sokak "
Emel'in gözleri doldu. Ağlama dedim, tıpkı Emel'in annesinin o gün bana dediği gibi, 
Ağlama !!! Bir gün buluşacağız nasıl olsa, bu defa o beni bekliyor olacak, küçük bir çocuğun sabırsızlığıyla...

Bu şiir bu duygular altında yazılmıştır ... 

"BENİMLE KONUŞ DER
GECEYARISI UYANAN BİR HÜZÜN "

gece ve sürgün
eski bir özgeçmiş
yeni bir hüzün
meşhur yalnızlık
hatırlanan bir koku
sonbahar kuru yaprak
ve çok yorgun uzak bir sokak...

nasıl unutulur gitsen de
bir geceden bir geceye
gitsen de
ve hatta kalsan da bir gecede
nasıl unutulur...

aşk unutulur
en kara yazılan sevda
en masum temas
unutulur
kahkahalar kilitlenir albüme
sevinçler unutulur
zaman silinir hafızadan
aldatır tarih soyunu sopunu
herkes herşey heryer her mevsim
her gençlik ve her ölüm
unutulur

ama nasıl unutulur
bir geceden bir geceye
gitsen de
sonbahar kuru yaprak
Ve çok yorgun uzak bir sokak...
nAifce

                                                                                                                                06.06.2012              

Sevgili Arkadaşım Tülin ,
Bu mektubu duygu seli ile yazıyorum sana ... Bugün , yorgun ve zamana karşı yarışır bir haldeyken , postacı geldi ... Senden kocaman bir paket getirdi ... Önce tadını çıkarta çıkarta paketi inceledim ... En sevdiğim figürlerde - Baykuşlarla - kaplanmıştı kutu ... İçinde Yüksük koleksiyonumun baş köşesine kurulacak " palyaço " , göz nurun " defter , kitap ayraçları , buzdolabı magneti ve bardak altlıkları ile mandal "  ... Teşekkür ederek başlıyorum ama , bu eşyalardan da öte senin arkadaşlığın en büyük hediye bana ...
Budistler ayrılırken birbirlerinden ; " Unutma , Dünyanın bir köşesinde senin için atan bir kalp var derler " ve eklerler : " için sıkıldığında , yalnız hissettiğinde , bir dostta ihtiyaç duyduğunda seni sevdiğimi ve yüreğimin senin için attığını unutma "  ...
Sen de dünyanın bu köşesinde - İstanbul ' da - seni düşünen , seni yüreğinde taşıyan ve seven biri olduğunu unutma ...
İstanbul'a geldiğinde buluşmalıyız , sesini tanımalıyım , hangi kitabın başucunda durduğunu ve en ağlayarak seyrettiğin filmin hangisi olduğunu bilmeliyim ... Yolumuzun kesişmesi bu detaylarda hayat buluyor çünkü ...
Mektubumu bitirirken seni kucaklıyorum , Ailene sevgiler ...

nAifce

                                         Bugün Tülin'den gelen Paket ve hediyelerim ... 














GİRİŞ 
KUŞLAR UÇAR
AŞK VURULUR
TUTUKLANIR BU ŞEHİR
GİDERSEN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
GİDERSİN
GİTMEK İSTERSEN

FİLM AFİŞLERİ SARARIR
GÜNLER DAHA DA KISALIR
SAÇLARIMDAN
CAMDA NEFESİNİN İZİ
SİLİNİR
YAVAŞ YAVAŞ
YÜREĞİMDEKİ İZLERİ DE
SEN SİL SİLEBİLİRSEN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
SİLERSİN
SİLMEK İSTERSEN

SABAH KOKUSU
UÇAR ÇAYIN DEMİNDEN
KALAN KUŞLAR DA VURULUR CAN EVİNDEN
KIZKULESİ TUTUNUR
BİR GEMİNİN SON SEFERİNE
O DA GİDER
BAŞKA DENİZE
BAŞKA HİKAYEYE
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
BULURSUN YENİ HİKAYE
ANLATACAK
YENİ DENİZLERE

GELİŞME
SESİN GİDECEK
GÜLÜŞÜN EKLENECEK BİLETİNE
ÖZLEMEYECEK NE İÇTİĞİN KAHVE
NE BAŞUCUNDAKİ KİTAP
HABERİ BİLE OLMAYACAK GUGUKLU SAATİN
HER SAAT BAŞI SENDEN HABER
BEKLEDİĞİM
GİDERSEN İLLE GİDECEKSEN
ADIMI ÇAĞIR YANINA
BİRİNİ VERİRİM
BİRİKTİRDİĞİM HARFLERİN
SEN ÖZGÜRSÜN GERÇİ
CEBİNDE SADECE OLMASINI İSTEDİKLERİN

SONUÇ
ÖLÜ KUŞLARI TOPLADIM
AŞKI KALDIRDIM YERDEN
GÖRÜŞ GÜNÜNDE ŞEHİR
YORGUN VE YIKIK DÖKÜK
SENDEN ANLATTI
KIL PAYI KAÇIRDI
BU AŞK İKİNİZİ
KIL PAYI GÜNDÜZ TUTAMAZ YA GECEYİ

KIRILDI TÜM RENKLER
KIRILDI AŞKA BULANMIŞ KADERLER
SEN ÖZGÜRLÜK YOLUNDA
BEN DARAĞACINDA HAYALLER ...

nAifce
Giriş Gelişme Sonuç // 2008 




Bugün, Roma Seyahatimin notlarını hazırlarken, müthiş bir ses eşlik etti bana. Dün, Sevgili Ağabeyim önerdi, önce internet üzerinde dinledim, sonra dayanamadım, hemen gidip Suadiye D&R'dan - 1 tane zar zor bulabildim - albümü aldım. 

Bu pazar Elif ÇAĞLAR ile daha bir keyifliydi...
Bu albümde olmayan bir parçası benim favorim : You Got Me
                            Elif ÇAĞLAR'ı şiddetle öneriyorum Jazzseverlere                                              




yıldız kaydığı geceydi
yeni bisikletimle
senin peşinde
yüreğimdeki ayak izine
takılıp
düştüm

diz kapağı
yırtıldı
pantalonumun
çok ürktüm
annem çok kızacak
parası kalmadı
yeni bir pantalon alamayacak
çiçek çizdim
yırtığa koydum
arı kondu
yırtık bal doldu

ne bisiklet
ne pantalon
ne yırtık
ne çiçek
ne arı
ne bal
annem de yok
bana kızacak artık
bir sürü hayalkırıklığı ceplerimde
bir de büyüttüğüm mor menekşeler
yüreğimde 

26.10.2007
nAifce



28 Temmuz Cumartesi sabahı saat 10.30 civarında, Kadıköy'de yüzümü gökyüzüne çevirdigimde  yüzlerce Göçmen Leylek ile karşılaştım. Aklıma ilk gelen Riga oldu ... Güle güle dedim ve el salladım Leyleklere 
(sanıyorum istikametleri Afrika)
Leyleği havada gördüğümde o yıl çok gezeceğime inanırım ve görmediğim neresi varsa sıralarım peşpeşe. Bu defa ilk Riga, sonra Vilnus, Kopenhag, Talinn, St Petersburg ve Şanghay diye sıralama yaptım.
Zaman gösterecek tuttuğum dilek kabul olacak mı ?
Ama biliyorum ki, tüm kalbinle dilediklerin er yada geç gerçekleşir mutlaka...       


Gün dönümü çiz
gizlice yüzümden çalarak
çiçeğe durmuş umuduma
maviden dalları saklayarak
aralıksız yağan
üşütmeyen içimi yakan kavuran
Şubat soğuğu; atkım ve eldivenler
elimde bilet, eski vapur iskelesinde şehrin
beklerken
geçmişte yürüdüğümüz istikametleri
yüreğimde çıngıraklı
buraya kadarmış gidişleri...

Ayrılırken mutlu olman demek
farklı bir yaşama başlama özgürlüğündü
bu özgürlük uğruna söylediğin bir kaç cümle
biriktirdiğim birkaç beyaz, bir kaç çizgi, bir film, bir de yaz

İskele yenilendi, halatlar ve jetonlar
çoğunu tanımıyorum martıların
7 yaşından küçüklere bedava hala şehir hatları
her vapur düdüğü ile eskidi şiiri
Kadıköy-Karaköy hattında yazılmış kimi aşkların

Daima bir yol bulur
İskeleden ayrılan vapur
Seyrini yazar ağırbaşlı Haliç
bense artık büyüdüm ,
bedelini ödüyorum her yolculuğun
Kadıköy İskelesinde ayrıldığımızda başladığım

Sen gittin
Yüreğimde çanak çömlek patladı

15 mart 2007 
nAifce





"Kötü Bir Yıl", "Temmuz Yenilgileri", "Merhaba Kaybediş", "Temmuz Gel Git leri ", "Elde var Hüsran", "Yenilgi Madalyaları"... v.s. v.s. v.s 
Kuramadım, kafamda kurduğum anlatımı. Bilmediğim cümleler olmalı. Bulamadığım Harfler. Seviyormuş gibi yapıp, sevmediğim soru işaretleri, ünlemler, noktalı virgüller ve kesme işaretleri olmalı ve bütün bunlar çoğul olmalılar. İşgal etmeliler klavyemi... 
İşyerindeyim şuan, Biri " Hayat devam ediyor " diyor, Bir Diğeri " X'in Siparişi bugün de çıkmazsa Hayat devam eder mi bilmiyorum" diye cevaplıyor. Odayı temizliyor Temizlik Görevlisi. Ben, 2 gündür beynimi siliyorum, kalbimi siliyorum, bir türlü temizlenmiyor. Bir türlü yeni bir gün başlamıyor bu Gezegende 2 gündür. Bazen Bırakıp gidebilmeli diyoruz ya, arkaya dönüp bakmadan bu YALAN. Bir türlü çekip gidemiyorum, istemiyorum gitmek. Her Temmuz yeniliyorum hayata. Ama, hiçbir Haziran da, Haziran geldi, ben artık kalkayım diyemiyorum, illa bekliyorum Temmuzu. Hatta heyecanla, kalbim papatyalar açmış bekliyorum. Olacak, Olmayacak, olacak, olmayacak, olacak, olmayacak. İlla olacak çıkıyor papatya falımda, olacak çıkıyor her seferinde ama, temmuz gerçekleri çarpıyor yüzüme olmuyor. Olmuyor. Keşke Haziranda çekip gitseydim Ağustosa diyorum.
"HAZİRAN da ÖLMEK ZOR " da HASAN HÜSEYİN, Temmuz da Yaşamak daha mı kolay ?
Düzelirim elbet Eylül gelince ama, bu aralar HAYAT'la aram iyice açı. 
  nAifce     



*** Bu Fotoğraf "Tokluk mu", "Yanlızlık mı"

Verdiğimiz cevap, hayata bakışımızı da açıklıyor... 



Eğer, ne güzel, Kedi öylesine tok ki, gözü başka balık görmüyor diye yorumladınız sa, siz hayata pozitif yaklaşmaktasınız...

Ama, kediye baktığınız da, hayat yanlız çekilmiyor anlaşılan, yanlızken balığı bile gözü görmüyor zavallı Kediciğin diyorsanız hemen vazgeçin.
Hayatı olumlayın.
Daha çok balığınız olacaktır tabağınızda, olumlu başladığınızda güne. 
Daha çok balık, bir tabak daha koydurur sofranıza. Böyle sürer gider hayata karşı çoğalmalar. 

Ayten SAKARYA'nın Fırçasından ... 

 *** Fotoğraf; 2012 Ocak ayında, Tuzla Sahilinde nAifctarafından çekilmiştir... 





Uzak uzak anlatışın
Uzakları anlatışın
Kaçıncı kadında takıldım kaldım
Kaçıncı kentte
Kaçıncı meyhanede
Hangi karanfilde
Bir yolculuğundan diğerine
Kaçıncı adreste
Kaçıncı Kimlikte
ve hangi gülüşte

Suskun ve Acıyarak
Aşka
Sana
Bana
Yaşananlara
Yaşamadan bıraktıklarımıza
İlk kez dile düşen son cümleye
ve yanındaki özgürlüğe
Acıyarak
Acıyarak en çok aşka ihanet edenlere
Takıldım kaldım

Aşk en büyük İHANETTİR
Yeryüzünde ve Gökyüzünde
Tarihten sızan
Genç - ki en genç - ömürlere
nAifce
SANA
BANA
AŞKA



Neden kavga ediyorsunuz hiç durmadan!!! Düşündünüz mü?
Sesine dokunuyorsunuz kavga ederken çünkü. Birbirinize ancak o zaman bakıyorsunuz, kavga ederken. 
Bağırırken görüyorsun, bir çizgi daha oluşmuş gözünün kenarında. Aynı evde, aynı mekanda, çok az görüşüyorsunuz kavga etmeden.  
Çok büyük bir nedeni var avaz avaz seslerinizin yani. Birbirinizi unuttuğunuzu hatırlatıyor, sesinizi hatırlatıyor, insan olduğunuzu, var olduğunuzu. Ne güzel varsınız, dokunuyor sesiniz bağırırken, elleriniz hiç olmadığı kadar titriyor ama, bu yüreğinizin "gel git"'leri aslında. Yüreğiniz "gel"'deyken kavga ediyorsunuz, "git" olduğunda duruluyor ortalık, artık iki yanlızlık, bir evde yaşıyorsunuz. O, spor seyrediyor sonrasında, ya da vurup kapıyı çıkıyor, sen, ya arkadaşına pişmanlıklarını döküyorsun telefonda, ya da elindeki kitap neyse artık, sayfalarına gömülüyorsun. Taaaa ki, birbirinize yabancı olduğunuzda yeniden, büyük bir kavga kopana kadar aranızda. Gözlerinin tam da içine bakarak, çıldırmış vaziyette bağırıyorsun. "DEFOL GİT HAYATIMDAN". Tercümesi, "AŞKIM YA SENİ ÇOK SEVİYORUM; SAKIN BENİ BIRAKMA" 
HAYAT"Varolduğunuzu hissettirecek kadar uzun ama , Yetişemeyeceğiniz kadar kısa" 
Kavga etmeden söyleyebilseniz Özlediğinizi ve Onsuz bir hayatı düşleyemediğinizi. Hergün görebilseniz, kaç kelime kullanmış cümlelerini kurarken, ya da kaç bardak su içmiş susuzluğuna, kaç kediyi görmüş o gün gözleri ve nasıl beklemiş buluşma saatlerinizi. Evde, sofrada. Görebilseniz hayallerinizi ve umutlarınızı birbirinizin. 
Daha güzel "Kavga edeceksiniz" bir dokunabilseniz birbirinizi ürkütmeden, birbirinize rağmen. 


AYAKTA DURABİLMEYİ 
ÖĞRETEBİLDİYSEM ... 
KENDİNE GÜVENMEYİ VE HAYATI SEVMEYİ 
GÜNDOĞUMUNU DOYASIYA SEYREDEBİLMEYİ
-KÖTÜ BİR GECENİN BİLE ARDINDAN - …
İNSANLARA EL UZATMAYI 
SEVDİKLERİNE SAHİP ÇIKMAYI
ÖĞRETEBİLDİYSEM ...  
İYİ DİLEKLERLE UYANMAYI 
VE GÜNE GÜLEREK BAŞLAMAYI …
BİR GÜN YOLUNU KAYBETSEN DAHİ 
GÖKYÜZÜNDE BULUŞACAĞIMIZI 
ÖĞRETEBİLDİYSEM ...
BİR KERE BİRİN BAZEN ÜÇ ETTİĞİNİ , BAZEN BEŞ 
BİLİNENİN AKSİNE BİR OLMADIĞINI VE GİDEREK ÇOĞALDIĞINI
ÖĞRETEBİLDİYSEM ... 
DİRENMEYİ GİDİŞLERE , AĞLAMAMAYI ARKASINDAN 
TEK BAŞINA KALSAN DA BİR GÜN 
KENDİNİ ÇOĞALTMAYI VE ANILARI YANINDA TAŞIMAYI  
YENİ SEVİNÇLERİ ÇOK UZAKTA ARAMAMAYI 
YÜREKLERİ NASIL KOYACAĞINI YÜREĞİNİN ÜZERİNE
VE SÖYLEYİŞLERİ
ÖĞRETEBİLDİYSEM ...
BİR UMUDUN PEŞİNDEN YOLCULUK EDEBİLMEYİ – DURAKLARI BİLMESEN DE - 
ELİNİ TUTANI ASLA REDDETMEMEYİ
İHTİYACI OLANIN ELİNİ SIMSIKI TUTABİLMEYİ
ÇOCUKLARIN RENKLERİNİ , DÜŞLERİNİ
VE AÇLIKTAN ÖLMEYİ HAK ETMEDİKLERİNİ AÇIKCA SÖYLEYEBİLMENİ
HAKLININ YANINDA SAVUNUP HAYKIRMAYI  
SESİNİ HAKSIZLIKLARA DUYURMANI
İNANMADIKLARINI ALKIŞLAMAMAYI 
ÖĞRETEBİLDİYSEM ...
BAŞARMAYI BÜTÜN HÜCRELERİNDE HİSSETMEYİ
VE GURULANMADAN BAŞARABİLMEYİ 
SENİNLE GURUR DUYULDUĞUNDA ALÇAKGÖNÜLLÜ DAVRANABİLMEYİ ,
SINIRLAR KOYMADAN ARANA İNSANLARLA MESAFELERİNİ ÇİZEBİLMEYİ
KIRILDIKTAN SONRA TOPLAYAMAYACAĞIN KALPLERİ KIRMAMAN GEREKTİĞİNİ ,
ÖĞRETEBİLDİYSEM ... 
HAYATIN NEDENİNİ , TAM HAYATIN İÇİNDE ARAMAYI
VE SEN BUNLARI ÖĞRENEBİLDİYSEN …
KİM OLDUĞUNU BİLİYORSUN VE DOĞRU YOLDA YÜRÜYORSUN …
ÇÜNKÜ YAŞAMAK ,
BÜTÜN DİKENLERİ YÜREĞİNE BATTIĞINDA DAHİ
KOKUSUNU DUYMAK İÇİN GÜLÜN , GÜLE KARŞI DİRENMENDİR… KIZIM ...

nAifce
15.03.2005

BİR GÜN  ,
ANNEMİN YAPTIĞI GİBİ
BEN DE BİR DURAKTA İNECEĞİM
VE SEN YOLA YALNIZ DEVAM EDECEKSİN 
SAHİP OLDUĞUM TEK ŞEYİ
YUKARIDAKİ ŞİİRİMİ BIRAKIYORUM
KENDİ ŞİİRİNİ YAZABİLESİN DİYE …



Palyaçoların "Gülen Yüzle Etrafta Dolaşmaları" ağlayışlarının sesini gizlemek içindir...nAifce

kaç kişiyi öldürdüm düşlerimde
kaç kilo çekerdi yalnızlık
kaç kere ezildim altında
yaz yağmurlarının

belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları
her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk
hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize
kim sevmezdi çiçekleri filan
"ben sevmezdim" , “yalan” dedi
bunu palyaço söyledi,
palyaço söyledi ben yazdım, 
yazmasam ağlayacaktım

herkes ağlarmış biraz, ben de ağladım
sırf bu yüzden mi ağladım
alçaklık gibi bir şey oldu bu biraz
biraz birazdım her şeyden
dün biraz sinirlenmiştim mesela
yarın bir kadını seveceğim biraz
biraz biraz kör oldum bugünlerde

ama rakı kadehlerini boşaltmayın
eksilmesin hiçbir şey
hiçbir şeyden dahi olsa
kalsın biraz
umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sessizce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun

bir palyaço neden yalan söylesin ki
ben palyaço olsaydım söylemezdim
marangoz olsaydım da söylemezdim
ben insan olsaydım yalan söylemezdim!
hem nereden çıkardınız palyaçonun yalnızlığını
kaç kilo çeker ki bir palyaço
hem neden yüzüme vuruyorsunuz
bir çirkin ördek yavrusu olduğumu

gocunmam ki ben, ben gocunmam
bir palyaço ne kadar gocunmazsa
o kadar, o kadar gocunmam işte
rakı doldurun! eksilmesin
bitmedi, yazacağım daha
yazmazsam ağlayacağım çünkü
alçakça olacak biraz

hem biz o zaman kimdik ki, nerelere giderdik
her sokakta biraz daha eksilirdik
bilirdim, geceleri puslu puslu olurdu bazen
bazen birisi fısıldarmış gibi olurdu
”duyamadım”, derdim, “tekrar et!”
sessizliğe bürünürdü o vakit her şey
sokaklar daha bir puslu
palyaçolar daha bir ağlamaklı olurdu
ve ben daha bir alçak olurdum
ağlardım biraz
hem sen kimsin, çekiştirme diyorum
hatta kuyruğuma basma diyorum
acıyor, tırmalarım,-
diyorum

kahrol, kahrol!
diyorum
geçen gün yüzüme rastladım bir ilan panosunda
korktum birden, kusacak gibi oldum
”olur öyle” dedi palyaço,
”herkes alçaktır biraz”
”otur ulan!” dedim, bağırdım ona
ben bazen bağırırım biraz

”rakı doldur!” dedim, “eksilmesin!”
ben bazen eksilirim biraz
aslında hepimiz eksilirmişiz biraz
bunu sonradan öğrendim
ben aslında her şeyi sonradan öğrendim
herkes herkesi sonradan öğrenirmiş
bunu da sonradan öğrendim

örneğin;
geçen gün bir kadınla seviştim
biraz değil çok seviştim

ya işte öyle palyaço
diyorum ki,
bunu da yeni öğrendim
sevişmek de eksilmekmiş biraz
kim sevmezdi ki kuş ötüşlerini filan
”ben sevmezdim” dedim, “yalan”
dedi
bunu palyaço söyledi
palyaço söyledi, ben yazdım
yazmasam, alçak olacaktım
hem ben roman da yazdım biraz
bazen diyorum ki, palyaço,
sen olmasan ben ne yaparım
alçakça eksilirim belki biraz
her yağmur yağışında yerindi dibine girerim
hiçbir kadının kasıklarını öpemem belki
ya da unuturum sonradan öğrendiklerimi

biraz biraz anlıyorum ki,
yüzler eller, o terli vücutlar filan
her şey plastikmiş biraz
hadi sirtaki yapalım palyaço
rakı doldur , yine eksildik biraz ... Turgut UYAR

Palyaço Şiiri : Turgut UYAR  
Palyaço resimleri : H.Thomas STEELE // 1000 CLOWNS More or Less Kitabından alınmıştır ...
nAifce 


"Fotoğraftan
Anneyi çıkarın
Bebek düşer " 
" 4. Tekil Şahıs "

Yüreğinde
Taşır Anne,
Gözbebeğinde ...
Resimden silseler de
Karalasalar da üzerini
en kara tebeşirlerle
yorulmaz
ve
direnir
Direnir silinirken kareden
tenine diker bebeğinin soluğunu
Onun için en yüksekten uçar
annesi silinmiş
çocuğun uçurtması

~~~~~~
O Yıl
Gökyüzü
sığmadı fotoğraflara
ve Deniz
ve uçurtmalar sığmadılar
ne İstanbul
ne Eviniz
yetersiz kaldı
tüm ışıklar objektiflere
ne yeni Öykü yazılabildi
ne yeni bir sevinç
hiç bir hüzün bile aynı değildi fotoğraflarda
Ağustos sıkıntısıydı
bizimkisi
Ağustos yanlızlığı şimdi paylaştığımız
ne kadar kalabalıklaşsa fotoğraflarımız
hep bir eksik - tek kelime yerine koyamadığımız
nAifce
"Bazı kareler daha çok nefes"

Bu şiir "Dördüncü Tekil Şahıs'ın - Mayıs Sıkıntısı" şiirinden sonra yazılmıştır.
Bu şiirde anlatılanlar gerçektir, aynı "Dördüncü Tekil Şahıs"'ın şiirine koyduğu resim kadar. 
(Bazı yanlızlıklar paylaştıkça azalmaktadır) 
Mayıs sıkıntısı şiirinin tamamını okumak için ... http://saguara.blogspot.com/



Pazar sabahı , Kitap ve Dergi almak üzere çocuğunuzla bir Kitapçıya girerseniz, dergi ve kitap almak yerine bir sürü kırtasiye malzemesi almış olarak çıkarsınız kitapçıdan... Gerçi, almamak için direnemiyorsunuz, en az kızınız ya da oğlunuz kadar siz de almak için can atıyorsunuz o güzel kağıtları, kalemleri, not defterlerini, silgileri, çıkartmaları v.s. İşte yukarıdaki not kağıdı da böyle bir ürün. Kızımın, Edebiyat ödevini tamamlamak için Suadiye'deki Remzi Kitapevine gittik, Edebiyat Dergilerini inceleyip, almaya karar verdiklerimizin ödemesini yapmak üzere kasada sıraya girdiğimizde, ikimiz de aynı anda birer tane aldık elimize bu sandviç şeklindeki not kağıtlarından. O anda kızım "Kitap Ayraç"'larını soktu gözüme. Paris, New York, Londra görüntülü magnetli Ayraçlar da sepetimize konulduktan sonra, yetmedi Uğurböcekli çıkartmalar buldu tutuşturdu elime ve de finali matruşkalı kalemle yaptık.
Ancak, Edebiyat ödevini hazırlarken o kadar çarpıcı istatistiksel bilgiler öğrendik ki ve bu bilgiler o kadar canımızı acıttı ki... Neredeyse Remzi Kitapevindeki bütün Kitap ve dergileri satınalmak istedik.
İşte Türkiye'de Dergi ve Kitap Okuma alışkanlığımızla ilgili çarpıcı gerçekler :
Kitap Okuru : % 4,5
Dergi Okuru : % 4
Gazete Okuru : % 22
TV İzleyicisi : % 95
Radyo Dinleyicisi : % 24
Türkiye'de Kitap ihtiyaç maddeleri sıralamasında "235.sırada" yer buluyor
Türkiye'de okuma alışkanlığına sahip okur "70 bin" civarında 
Türkiye'de her yıl 7000 kitap basılıyor , buna mukabil Fransa'da basılan Kitap 28.000
Bir Japon yılda 25 kitap, İsviçre'li 10 Kitap, Fransız 7 kitap okuyor, bir Türk 10 yılda 1 Kitap okuyor
AB Ülkelerinde Kişi başı yıllık 500 $ Kitap harcaması yapılıyor, Türkiyede bu harcama yıllık 2 $...
"Gençlerini Kitapla Beslemeyen Toplumların Sonları Acıdır"
                                                                                          OVIDIUS
nAifce




19 Mayıs Atatürk'ü Anma Gençlik ve Spor Bayramı'nı, Bağdat Caddesi'nde büyük bir çoşku ile kutladık. Marşlar ve Şarkılar söyledik, elimizde Türk Bayraklarımız ve Ata'mızın resimleri.
Suadiye'den başladı yürüyüşümüz, Göztepe'de önce Ata'mıza saygı duruşunda bulunduk, ardından İstiklal Marşımızı ve sonrasında Ata'mızın Gençliğe Hitabesini hep bir ağızdan ve tek bir yürekten söyledik.
"Atam, sen rahat uyu, bekçisiyiz biz Cumhuriyetin"  
nAifce



Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, ben ve kızım, Hayatımızın her anında sana şükrediyoruz, çok sevdiğin ve inandığın Halkına, bütün halkların gıpte ettiği Laik Cumhuriyeti, Devrimleri ve Bayramları armağan ettiğin için.
Sen rahat uyu, biz bekçisiyiz Cumhuriyetimizin
19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramımız kutlu olsun...
nAifce



Çok Sevgili bir arkadaşım ( kader arkadaşım aynı zamanda ) yaklaşık 4-5 ay önce bu resmi Facebook'ta benimle paylaşınca, koptuk ama, gerçekten gözlerimizden yaşlar aktı ve hala resme baktıkça aynı şevkle gülüyoruz, hem de her güne uygun suratlarımızı takınıyoruz.
Bugün, Cuma suratımızı takıntık, gülücüklerle dolaşıyoruz etrafta. Yuppiii, Haftasonu modu bu ve kesinlikle Pazar gecesi suratımız da örtüşüyor birebir. Hatta, sadece ağlayarak dolaşmıyorum etrafta, evin ışıkları bile daha sönük yanıyor diğer akşamlara nazaran Pazar akşamları. En sevdiğim surat Perşembe bu arada.
Güzel bir haftasonu diliyorum, keyifli sofralar, birliktelikler ve yayınlar sevgili bloggerlar.
nAifce


GECENİN BAŞLADIĞI YERDEYİM
SABAH KOKULU AYRILIKTAN DAHA YAŞLI
HANGİ NİSANDA BAŞLAMIŞTI BU SEVDA
BU YANLIZLIK KAÇ MEVSİM
ZAMANSIZ ÖYKÜLERE AĞLARIM
ZAMANSIZ ÇIĞLIKLARA
DEVŞİREMEMEKTEN ÖZGÜRLÜĞÜ
YANLIZLIĞA BOYUN EĞMEKTEN
KIYILARININ BİTİMİNDEYİM
EN DERİN DENİZLERİN
EN HIRÇIN BENMİYDİM
EN UZAK ÖLÜMLERE BAŞLADIM...
nAifce
GECENİN BAŞLADIĞI YERDE



ANNELER GÜNÜNDE
BABALARININ ANNELER GÜNÜNÜ
Alfonse MUCHA
The Moon
KUTLAYAN ÇOCUKLAR VAR YERYÜZÜNDE ...
ANNELERİNİ TANIMIYOR BU ÇOCUKLAR ...
BABALARI ANNELERİ DE ...
ÖNCE KAHVALTISINI HAZIRLIYORLAR ,
SONRA HEDİYESİNİ VERİP ,
SEVGİ İLE ÖPÜYORLAR ...
BABALAR GÜNÜNDE DE AYNI ŞEYİ YAPIYORLAR ...
BUNU ABLAMIN ÇOCUKLARI YAPIYOR ...
BANA UMUT VERİYOR TERS YÜZ EDİLEBİLEN GERÇEKLER ...
UMUT VARDIR ,
VE HEP KALACAKTIR YAŞATABİLDİĞİNİZ YERDE ...
ÇÜNKÜ UMUDUNUZLA MEYDAN OKUYORSUNUZ KADERE ...

ANNE/BABA
nAifce





Yanımda taşırım özgürlüğümü
ne kelimeler
ne sevdalar
ne kış / ne yaz
ne ulu çınar
ne hüzünlü sonbahar
kapıp kaçar
kaptırmam

sorsalar bile ayaküstü
Kaça
satmam / satamam / sattırmam

Yanımda taşırım özgürlüğümü
selamlamalar
ve
hoşçakallar
daha kolay
daha kolay yeni başlangıçlar
henüz yaşanmış ayrılıklar
geçmiş ve gelecek
ve
içinde bulunduğum an
daha kolay

gülmek kolay
ağlamak kolay
renkler
doğmalar
ve
ölmeler
kolay
sevmeler kolay

YANIMDA TAŞIRIM
ve
YANINDA TAŞIR BENİ
ÖZGÜRLÜK - bir tek beni -

en çok ÖZGÜRLÜK kolay...
nAifce
ÖZGÜRLÜK




"Yanılıpta gitmeyesiniz Düşlerim
Tarih geçirmez sizi o yoldan"

Ağlayışım
Düşüşüydü
Düşlerimin

Düşler
Yinelenmezdi zaman içinde

Hasretlere imzalıydım
ve
İhtimalsizlikti
Zaferim

Acılarım
Suskunluğumun da
Ömrüydü
yada
Suskunluğummuydu
Acılarımı yaşatan

"Yanılıpta gitmeyesiniz DÜŞLERİM
Tarih durdurur sizi o yolda"
nAifce
DÜŞ II
 


Zamansızdır Yeni DÜŞLER
Sunulacak
Kürekleri ıslanınca
O yürekleri götüren sandalın

Zamansızdır
Yeni Düşler
Bir Aşk ihanet etmeden
Anılara
Düşünce yollara kanayan sevda
Sunulacak

Yorgun bir tebessüm
Son temas
Bir hoşçakal
Son bakış
İlk ayrılış

Islatınca küreklerini
O yürekleri götüren Sandalın

Sunulacak Yeni DÜŞLER
nAifce
Düş I



"Hiç değişmemişsin dedin
elbette değiştim
20 yıl önceydi senden vazgeçtim"

Görünüşüm aynı
Gülümsemem de
Duygularımı sıraya dizdim senden sonra
Kuşlarımı içimden uçurarak
Yaşadığımız günbatımlarını dağıttım
Yasemin kokularına açtım yüzümü
Uçtu yüzüme sinen sabah bakışların

Elbette değiştim
Seni özlemekten vazgeçtim

Üzmüyor yaşadıktan sonra
Anlatılan ihanetler
Gökyüzünü kabullendim deniz çizmiyorum rüyalarıma
Çobanyıldızı ne zamandır gözlerim
Cesaretim yeniyor adını soyadını
Adresini sildim hafızamdan ve telefon numaranı
Biriktirdiğim harçlıklarımla
Aldığım hediye neydi hatırlamıyorum
Doğduğun için kendimi şanslı saymıyorum 
Elbette değiştim
Seni yaşamaktan vazgeçtim

Değişmemişsin demen yalancı
Uzattığın elin elime yabancı
Saçların yakmıyor yanağımı
Soluğun kırmızı değil kanımda
Kanımda geçmişin zehir zemberek tadı
Kızına takılıyor gözüm annesine benziyor
Kaçırıyorum tanımadıklarıma bakışlarımı
İçimde Aşk için olmayan teneke tıngırtısı
Yoksa yağmur mu başladı
Düştü düşecek öyleyse saçaklardan yanağıma

Elbette değiştim
Bugün Seni sevmekten vazgeçtim

nAifce
Seni Sevmekten vazgeçtim
09.12.2004



" Birinin de seni düşünerek
uyuduğunu düşün bu gece "

Gülüşün hala ge(n)ç
ayrılığında
ve hala ge(n)ç özgürlük
kelimeler ge(n)ç
soruluşun
boşanan çiftler bile ge(n)ç
anlamak için birbirini
ge(n)ç ömrümüzde
ge(n)ç işte acılarımız
kinler de ge(n)ç gibi
yorulmak
yorumlanamamak
yalvarış
ve Y ile başlayan herşey
en başta yanlızlık
ge(n)ç işte
yoksa (n) fazla mı ?

" Birinin de seni düşündüğünü
düşünerek uyu bu gece "

nAifce
ge    ç
   (n)



"Sesi yeter sandım kalbimin
yoluna mercandan düşlerimi serdiğim
gelme
istemem artık
ne pupa yelken
ne tam yol ileri
denizkızını öperken gördüm seni
deniz affetse de
ben affetmem ihanetini" 

Haykırdım denize
vurgun yedi aşkım ihanetinle
yırtılmış dalgalar yüzüme çarpıyordu
ağlara yakalanmış bedenim
yaralı çırpınıyordu

özgürlüğünü getirdi
küçük kara balık
sesim ulaşır - belki- yüreğine
dalgındın incilerini görmedin midyenin
yaş akıtmasın yeter ki gözlerin
yosunlardan işlediğim
istemem acımasın teninde
kaçamak aşkın izi yine de
öpüşmelerimizi de istemem geri düşlerimi de
saçında buram buram kum çiçekleri
soluğun istridyenin sedefi
kirpiklerinde martının
kısmen sevgiyle tuttugu zeytin dalı
kısmen özgürlüğe kanat çırpışı
sayabildiğim kadar sen bu deniz
sayabildiğim kadar lacivert ve derin
yolumu gökyüzüne çevirdim
uzak, mavi ve gidebildiğim kadar sensiz

Denizkızını gördüm kollarında
ben affetsem de gidişini
aşk affetmez başkasının kollarındaki sevgiliyi...

nAifce
Denizkızı
İnkumu 1984
Şiirin II. Versiyon



"Bir yerlerde kurtarılmayı bekleyen
esir bırakılmış doğrulara"

Gecelerim yorgun
Aydınlatmıyor ışığı içimdeki mumun
zifirilerde
taşıdığım bu umutsuzluk
dumanı tütüyor
özleyişimin -dizboyu
belki dönersin
yeterince ağlarsa sesim

çok çok istesem dönermisin sahi ?

donmuş ellerini koy yüreğime
çekinmeden dönersen
bedenini sarıp sarmalarım gücümün yettiğince
sesini eklerim sesime bildiğim tüm alfabelerle
gülümser gecelerim üzerine uykularının o zaman
ateşböcekleri uçuşur umutlarımdan
konar düşlerine ve kalır aydınlatması gereken yer neresiyse

dönersen
eğer dönersen esir kalmış doğruları
özgür bırakır yıldızlar

"Bir yerlerde tutsak alındıkça yanlışlar
bedenimi senin için özgür bırakacaklar"
nAifce
04.11.2004
Tutsak


Haftada bir gün
Bildiğim tek dükkandan
Bu şehirdeki
Boncuk seçerim
Kendim için
Kimin takacağı umurumda değil dizildiğinde
Yüreğimin sesine karışır
Boncukların misinaya dizilişi
Renk midir Boncuk mudur Sesler mi ?
Yüreğimin ritmine uyar
ya da Yüreğimdeki ayakizlerinin sesimidir dizilen ?
Sırasını beklerkenki incelikleri boncukların
Birarada ama yapayanlız çoğunlukları
Bir ve Tek yansımaları
Boğuneğmelerindeki ustalık
Ayçiçekleri gibidir
-Yanlış anlaşılmasın Güneşe boyuneğer Ayçiçekleri
Rüzgara karşı dimdik ayaktadır
Özgürlüğe dururlar boynu kıldan ince
Eğilmez bükülmez yoksa hiçbir Ayçiçeği
Yere düşer üçü beşi bazen bir avuç Boncuk
Kiminde köhne dükkanlarda kaybolmuş bir anı bulunur
Kiminde yepyeni anılarda kaybolmuş bir dükkanın adresi
Farklıdır üstelik herbirinin fiyatı
Bedenleri satılıktır ama özgürlükleri asla
Paramparça kırılır bir Boncuk ruhunu satmaktansa
Eğilip toplarım yerden
Misina boş kalmamalı
İncinir boncukların şaşarsa sırası
Oysa Bedenim yorgun
Yaşadığım tüm şehirler gibi
Tek bildiğim
Haftada bir gün
Boncuk seçerim
Tanıdığım en büyük Kahraman için
Yüreğimdeki ayakizlerini silmeye çalışan
Boncuk gibi yaşlar dizerim
İnciler düşer Mercanlar kalır geride
Son Boncuğa gelince sıra
İlla kopar Misina herhangi bir yerinde
Bir başı vardır bir bitimi bu dizinin
Bir de anısı Bugünden sonra Yarından önce
Aynı Boncuk Ayrı Tende Bambaşka renklerle...

nAifce
12.08.2003
BONCUK


Rahat rahat uyuyun
Seyircisiniz ne de olsa
Sorunuz yok
Yaşama
Yanıtınız da
Zaman sizin
Devir sizin
Önemseyin küçük cümlelerinizi

Sevinin
Sevişin
Sevmeyin
Gerinin
Bağırın
Çağırın
Küfredin
Görmeyin
Göstermeyin
Boşverin
Harcayın
Harcanın
Vermeyin
Saklayın
Saklanın
Öfkelenin
Kemirin Tırnaklarınızı
Konuşmayın
Konuşturmayın sakın

İsmi UMUT olanların
ÖZGÜRLÜK konacaktır Soyadına
Nasıl olsa
nAifce
SOYADI BİLİNMİYOR

"İltimazdır Kimisine Yaşamak
Sürgündür Ölmek Kimisine"

Sürgünde Şiir dilinize
İşte Soyadınıza konan Kurşun
ve Hoşçakal Sokakları
Ölümünüzdür aynı Kentte
Düşle Ölmek zordur
Ama Şiiri Seçmek Ölümü de Seçmektir
ve Toplamaktır Ölümünü Sevdiklerinizin

Ne ki Hesabı Yapılmıştır tüm ŞİİRLERİN
nAifce
ŞİİR


Gittindi
O zamanlardı
Hüzünler çizdim
Ayten SAKARYA'nın Fırçasından
Aynalar boyu
Çocuk sesleri dinledim di
ve Seninkini
En anlamlısıydı
Nilüferler açmıştı
Başharfleri
Dönmeyecektin
Hasretin çizilmişti
Duvarlara Anladım dı
Baykuşlar uçurdum du gözlerimden
Yağmazlar yağdırdım dı
O zamanlardı Kaldı
Yaşlılara dokunamazdım
Birgün ben oluverdim aralarında
Anlamıştım
Herşeyin anlamı
Yanlızlıktı
Gittindi
Sıra bana hala gelemedi
nAifce
GİTTİNDİ


Ada Vapuru - 2007
12 Yaşındaki Kızımın Objektifinden ...







An gelir Umut gecikir
Alışırsınız ...
Uçar Özgürlük Şiirlerden
Çok Güvercin kaçar
Alışırsınız
Size Gökyüzünü açın diyorum
Gözünüzü Açın
Alışın Demiyorum
Alışına Alışırsınız
Ada Vapuru - 2007
Kızımın Özgür Martıları
Alışkanlıklar değişmez RİTSOS
Ekstrem yanlızlıktan
Arabeske
Alışırsınız ...
Himalaya ikliminde
O Büyüde Bile
Radikal Sanayici Babanızla
Kar Topunun
Kara dönüştürülmesini hesaplarsınız
Alışırsınız ...
Hindi Yememiş Çocuğu
Görgüsüz Sanırsanız Yanılırsınız
Eşitsizlik Sayıların Yanlış Yerleştirilmesi ile Doğar
Pozitif Bilimde
Eşitsizlik Alışkanlıklarınızın Değiştirilmemesi ile
Negatif Bencilliğinizde
Fotoğrafını Çektirmeye Alışırsınız
Acaip Servetinizin
Geceleri Geç Yatıp
Komşunuzu Kızdırırsınız
En Güzide Kluplerde DJ'ye Bayılırsınız
O anda Bir Sarışına Alışırsınız ...
Alışmayın N'olur
Alışkanlık Kavaktır
Büyür Durmadan
Alışmayın
Gökyüzünü Açın
Gözünüzü Açın
Açmayanları Alıştırın
Her Yüreğin Güvercini
Konacaktır O zaman
Uçtukları yere Şiirin Başında
Güvercinlerin
Hiç Bir Alışkanlığı Yoktur
Özgürlükten Başka ...

2011 Garda Gölü - Sirmione - İtalya
Garda Gölündeki Özgür Martıları Beslerken ...











nAifce
UÇAR ÖZGÜRLÜK ŞİİRLERDEN




                                     

2 yorum:

  1. "UÇAR ÖZGÜRLÜK ŞİİRLERDEN" soyadlı şiirin hayatımda okuduğum en güzel şiirlerden biri. bazı ruhlar iyi ki var... bu şair iyi ki var.

    YanıtlaSil
  2. ge(n)ç mi kaldın şair olmak için? bence (n) doğru yerde bu cümlede.

    YanıtlaSil